Garibî ne gezersin, er meydanı bu meydan
Elli üçünden sonra, oku fırlattın yaydan
Ne hakikat bilirsin, ne mecaz, ne kinaye
Ben yazdım dediğin şey, kırık dökük hikâye
Ey şairim daim düşün, satırlarda zülâl ol.*
Dünya kısa ukbâ yakın, karanlığa hilal ol.
Gece gelir gündüz gider, insanoğlu derbeder,
Fikir meşalesi ile zulümâta Zühal ol.
İhtişamlı yüce bir dağ karşımda
Örtmüş üzerini çok basit bir sis.
Efsanevî güzel bir bağ çarşımda
Bir gecede sarar maviküf ve is.
Kibri gurur ile gezerken insan
Karıncayı ezmek yakar içimi
Nasıl kıyıyorsun? İnsan! İnsana.
Hele bombalamak zulmün seçimi
Yapılamaz bu iş zalim düşmana.
Çoluk çocuk kadın demez vurursun
Koca bir yaprağı vurdun sırtına
Sanki ebedîsin! Şanlı karınca.
Biraz sonra çıkar küçük fırtına
Kalacağın meçhul! Canlı karınca.
Hiç ölmezmiş gibi çalışıyorsun
1-Dökme ey göz yaşından, gönlümdeki nâr-e su,
Kimler aşktan tutuşan, vermez harap yâre su.
2-Bilmiyorum kubbe mi, su rengine bürünmüş,
Yoksa gözyaşlarım mı, orada pervare su.
Yüz yıldır sürünürüm yerde pespaye paspas
Anlamadım ne şimdi, ne bayramı kardeşim.
Her yanımdan bastırdı, emperyalist bir kumpas
Sömürdü zevkle emdi, ne bayramı kardeşim
Bayram gerekmez bana sar yaramı kardeşim…
Şu zamanda mesuliyet; almak büyük vebal işi
İstemiyor doğmak çocuk! Gebe ama pişman dişi
Çok hızlı geçiyor hayat, ağır yük İnsanüstünde
Karman çorman bir seyahat, şaşkın ördek gibi kişi
Dökme, yeter gözyaşını, kalk ayağa gül çocuk
Sen ki zakkum bahçesinde, açan gonca gül çocuk
Asıl seni ağlatanlar, ağlayıp utansınlar
Dünya ahret perişanken, bil ki onlar zül çocuk
İslam’ın şartları beş; en mühimi Şahadet
Savım, Salât, Hac, Zekât, yapan bulur saadet
Her birisi bir derya, hem dünya hem ahi-ret
İnanarak yaşamak; madden, manen taharet!
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!