....Ergenlik çağındaki Salih, elindeki çoban sopasını, üzeri çimen-
le kaplı küçük bir toprak yığınının üzerine dayayarak, gölgesinde
oturduğu asırlık meşe ağacının gövdesine yaslandı
…Sırtındaki siyah kaputu ve kulaklarını örtecek şekilde başına do-
ladığı beyaz peştamalıyla, masallar-da anlatılan öcülere ya da bos-
tan tarlasına dikilmiş bir korkuluğa benziyordu....Gün boyu güttüğü
koyunlar 0’nu yorgun düşürmüştü….
....Az kestirip uyanmak niyetindeydi.. Ancak düşündüğü gibi olmadı..
....Uyandığında, yüzelli koyunluk sürüden bir tane bile yoktu
etrafında.....Sağına-soluna, önüne-ardına bakındı...Gözlerine kısa-
rak uzaklara baktı.…elini kaşının üzerine koyup tekrar tekrar baktı
.koyunlar yoktu...bir teki bile görünmüyordu....Telaşlandı..
babasından duyacağı azarlar canlandı beyninde......titreyiverdi birden......"İnşallah ekili tarlanın birine girmemişlerdir" diye geçirdi
içinden.Aceleyle çömeldi…yere doğru eğildi..kulağını toprağa
dayadı….topraktan gelen kıpırtı seslerini işitti...seslerin geldiği
tarafa doğru yürüdü… hava kararmıştı. bir şey görünmüyordu..
...........................*
…Yeniden kulağını dayadı toprağa....sesler daha net duyulma-
ya başlamıştı...az daha yürüdü…yeniden dayadı kulağını toprağa.
...Sesler çok yakından geliyordu.. kıtır-kıtır-çıtır-çıtır-çapur-çupur
sesleri koyunların bir şeyler yediğini gösteriyordu....Telaşı biraz
daha arttı....Buralarda domates ve bostan tarlaları bulunuyordu...
Ekili tarlalara girip, zarar vermiş olabilirlerdi...bu olasılık 0'nu ra-
hatsız ediyordu......derken, sürüyü gördü....Sürü, Yakup Aga’nın
domates tarlasındaydı..Yüzelli koyun, tazecik domateslere yumu-
larak kendilerinden geçmişlerdi
...........*
….”heyyyt! .....hoşşyt! ...ppüüffft! ...oyyyt! .. “diye bağıra bağıra
koştu...yakaladığı koyunları itmeye,çekmeye, hatta onlara vurma-
ya başladı....Koyunlar yedikleri domateslerden ve domates fide-
lerinden ayrılmıyorlardı..
....Kurt gelse ayrılmayacak gibiydiler…sanki toprağa çakılmışlardı…
Salih, koyunları çekiyor-ittiriyor, fakat onları domates fidelerinin di-
binden koparamıyordu...Koyunları teker teker sürüyerek bir araya
toplamasına olanak yoktu....şaşırmıştı...ne yapacaktı?
...........*
.....Koyunlar, kurttan ve kartallardan korkarlardı..
....Kurtlar çok akıllı hayvanlardı.. bir koyun sürüsüne saldırdılar
mı, birkaç kurt, köpekleri arkalarına takarak sürüden uzaklaştırır,
diğer kurtlar da köpeksiz kalan sürüye dalarlar, intikam alırcası-
na en az beş-on, hatta yirmi-otuz koyunu boğup bırakırlardı..ba-
zen de ürküp şaşıran bir grup koyun, tıpkı bir angut gibi, önlerine
düşen bir kurt'un arkasına takılıp giderlerdi.......Sürüdeki kayıp,
çobanın ustalığı ile ters orantılı olurdu...
..Salih, yaşayarak, yaşayanlardan dinleyerek, koyunlar da içgü-
düsel olarak bunu öğrenmişlerdi..
.........*
.....Babası, kebe yerine siyah kaputunu vermişti Salih'e...Bu kaput,
Salih'in beynimde bir şimşek çakmasına yol açtı..Acele siyah kapu-
tunu sıyırdı sırtından...arkasından da, sinekler ısırmasın diye başına
doladığı beyaz peştamalı çıkardı başından.. Kaputunun ucuna bağ-
ladığı beyaz peştamalı atıverdi havaya....Beyaz peştamallı kaput,
beyaz kafalı bir kurt ya da kanatları açık bir kartalgibi koyunların
üzerine düşerken, koyun sürüsü fırlayıverdi yerinden..
..........*
....Aynı oyunu tekrarlamaya başladı Salih…Koyunlar zıplaya zıpla-
ya tarladan çıkmaya başladılar…Toparladı sonunda koyunları Sa-
lih ama zarar oldukça çok olmalıydı...”Bakalım nasıl hesap verece-
ğim? ” diye düşündü o an....”Bubam zararı öder! “ diyerek rahatlattı
kendini..
....Kaputunu ve peştamalını yeniden kuşandı..”ohaa’! ...ppüffşt! ..”
diye diye ilerledi...Salih sürüye hakim olmuştu ama, olan da olmuş-
tu...
....Koyunların ortasında durarak, ay ışığında ilerleye ilerleye köy
mezarlığının yanına geldiler
....Mezarlık köye fazla uzak değildi ama, karanlık iyice bastırmıştı..
.....Mezarlık yanından geçerlerken, Salih bir yandan “oyyyyt! ...ppüfft! ..
ppüfft! ..oyyyt! “ diyerek sürüye yön vermeye çalışıyor, bir yandan
da ıslık çalıyordu...
..........*
.....Mezarlığın karşı yakasında, koyun sürüsünü bir anızın üstünde din-
lendirmekte olan Remzi, duydu gürültüleri…ürktü birden...başını kal-
dırdı uzandığı ağacın dibinden…gerek mezar taşlarından gerek çalı-
lıklardan ve gerekse arazinin engebeli oluşundan ötürü göremedi.
... Salih'in sürüsü bulunduğu yerden.…Islık gibi sesler de duymaya
başladı Remzi.... “..
....”işt! işt! kuşlarının sesine benzemiyordu bu sesler...kukumav kuşu-
nun ötüşü de değildi...Büyüklerinden dinldiği masalların etkisiyle,
”Eyvah! üç harfililerin baskınına uğradım galiba! ”diye düşündü
Remzi....Çünkü çocukluğundan beri gerek kendi evlerinde gerek
komşularının evindeki ocak başı sohbetlerinde, bilgisizliğe ya da
yanlış bilgilenmeye dayalı çok cin-peri -öcü masalı dinlemişti..
.....Doğduğunda bir melek kadar saf ve temiz olan beyni, zamanla
söylentiye dayalı bu tür kavramlarla kirlenmişti.…Bu yüzden aklına
cinden ve öcüden başka bir şey gelemezdi..başka türlü düşünmesi
zordu.............*
.....1970 lı yıllara dek köylerde elektrik yoktu...Köy yolları ve sokak-
ları, ışınları titreşen yıldızlarla ve zaman zaman bulutların ardından
kendini gösteren ayın ışığı ile aydınlanır; ağaç gölgeleri, evlerin du-
varlarında hayali birer canavar gibi oynaşırlardı…..bu nedenle
hayal ürünü olan, uydurma öcü-cin-peri masalları çok anlatılırdı köy-
de...
......Bir ağacın, bir çitin yanından geçerken, ağacın dalları arasına
tünemiş bir kuşun aniden havalanışının çıkardığı sesler, ya da bir
duvar dibinde çöreklenmiş bir kedi ya da köpeğin yerinden fırlama
sesi, doğayı yeni yeni tanımaya başlayan yeni yetmelerin ödünü,
bokuna karıştırmaya, altlarını ıslatmaya yeterdi
………*
....“Otlar arasında cinler kıpırdamıştı…”,”Cinler kavga ediyordu”
…”Cinler mezarlıklarda yaşarlardı..”, “Cinler düğün yapıyorlardı…”,
... “Cinler, yaktıkları bir ateşin etrafında dans ediyorlardı.... vs…vs..
….muhabbetleri, çocukların beyinlerini örümceklendirmeye, yürek-
lerine ömür boyu silemeyecekleri asılsız korkuların yerleşmesine
neden oluyordu.....Ama kimse bunun farkında değildi....Beyni bu
bilgilerle dolu olan Remzi, koyunları bırakıp kaçmaya başladı..
koştu, koştu, koştu......Çalılıkları, hendekleri atlaya atlaya koştu...
.....Köye girdiğinde bile hızını kesemedi…bahçeyi çeviren dikenli
çalılardan yapılmış çitin açık duran kapısından avluya ok gibi dalı-
verdi..
....Güneşin altında koyunları otlatırken, gün boyu bu kadar terle-
memişti.....“anaaa! ” diye haykırdı avluya girer girmez....”anaa,
öcüler bastı beni! .. koyunları bırakıp geldim....pİşşt.. pişt! diye
seslendiler bana.. Ben de kaçtım anaa! .” Diye haykırdı avluda…
.zangır zangır titriyordu Remzi....
.....Remzi'nin anası, başını uzattı açık duran evin kapısından..
....-Dua okusaydın ya kızanım! diye seslendi Remzi’ye…
..-.Okudum ana! ” dedi Remzi: ”çok okudum...hem kaçtım hem
okudum”…
....-Eyi etmişsin oğulldedi Remzi’nın anası…"şimdi euzü besmele
çek, kırk bir kere Felak ve Nas surelerini oku, bir de ihlas suresini
oku kızanım! ....Okudukça da yüzüne de sür! ” dedi..
...-."Dua nasıl başlardı ana? " diye sordu Remzi titreyerek......
......Uzaktan euzu besmele çekerek duayı okudu anası:
....“Euzu billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahnirrahim.
....."Kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım...Rahman ve
Rahim olan Allah'ın adıyle......Kul e'uzu birabbinnasi. Melikinnasi, ilahinnas..Min sarrilves vasilhannas.. Ellezi yuvesvisu fisudurinnasi Minelcinneti vennas.....
.."Manasını da söyledi arkasından: ”
...Allah'ı andığında insanların kalbine vesvese veren, pusuya çeki-
len cin ve insan şeytanının şerrinden insanların mutlak sahip ve
hakimine, insanların ilahna sığınırım..
.........*
......Dolunayın gülen yüzünün aydınlığında ağılın duvarı dibine çöktü
Remzi...dudaklarını kıpırdatarak ve ellerini başının üstünden aşağı
doğru kaydırarak, Arapça-Türkçe karışık okumaya başladı duaları
hızlıca..
………………****……
.....Bu olaydan sonra dünya, güneşin çevresinde kırk kez döndü
….Remzi ve Salih, bu süre içinde üniversitede okumayı başarmış-
lar, önemli mevkilere gelmişler, “Bey” sıfatıyla anılır olmuşlardı..
....Emekliliklerinde arada sırada doğdukları köye gelirler, Keşan’
da gezerler, eski dostlarıyla sohbet ederlerdi….
.........*
.....Bir gün Öğretmen Evi Bahçesi’nde, ıhlamur ağacının altında soh-
bet ederlerken konu cin-peri hatıralarına gelip dayandı...Planlanmış
bir konuşma değildi bu…Ama uzun köy sohbetlerinde, konu mutla-
ka bir yolunu bulur cinlere-perilere dayanırdı.....Kulaktan duyma
bilgilerin etkisindeki Remzi, aradan kırk yıla yakın bir süre geçmiş
olma- sına karşın: “Sorma Salih! ” dedi....."Sen, ben cinlerden kork-
mam diyorsun ama, ben hala korkarım arkadaş.....bu yaşta bile tek
başıma mezarlığın yanından geçemem....nedenini soracak olursan,
çocukken köyde yaşadığım bir olay neden oldu buna…
.......Bir gece cinler benievime kadar kovaladılar" deyince....
.......Salih Bey;
......-Allah Allah, anlatsana şu olayı! dedi Remzi’ye
.......Anlattı Remzi Bey de:
.......Bıyık altından gülümsedi Salih Bey
.......Bu gülüşü farketti Remzi Bey
......-Neden güldün? diye sordu Salih Bey’e...
.....-Çünkü o gece, sana o ıslıkları çalan ve seni kovalayan 0 cin
bendim Remzi’cığım! ! dedi Salih Bey.. Ardından da gülerek
anlattı olup biteni....
.....Mork odasından çıkarılır çıkarılmaz buzları çözülen bir ceset gibi
bakakaldı Remzi Bey...”Vay anasına be! ” diye fısıldayabildi sade-
ce... sonra sesini yükseltti biraz::
....-Ömür boyu asılsız bir düşüncenin cenderesinde yaşamışım demek ki....Seni tebrik ederim köylüm! .
….Çok erken söyledin! " …
………………***………………
2015/Keşan-Zeranis-Rusion-Topkeşan-Celepkeşan
Kayıt Tarihi : 7.9.2015 09:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Yaşanmış bir Keşan Öyküsü'dür..Kişi adları gerçek değildir..




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!