Tokat'ın Zile İlçesinde doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle çocukluğu çeşitli taşra kasabalarında geçti.Yazdıklarını yayınlama fırsatını Üniversite tahsili (G.Ü.M.E.F) için Ankara'ya gelmesinden sonra buldu. Mavera, ikindi yazıları, kelime, üç nokta, hatay, dolunay, düşün, itiraz, ülke, gerçek hayat, diriliş postası, değirmen gibi dergilerde yayınladı. Şiirde ikinci yeni kuşağının ve özellikle İsmet Özel'in etkisinde kaldı. Genelde toplumsal temaları işleyen Çoker aynı zamanda resim ve tiyatro ile ilgilenmektedir.
Anadolu kültürünün de sürrealist bir çok ögeyi barındırdığını, bir çeşit modern halk ozanı olduğunu
söylemektedir.
' Üretilen her sanat eseri Dünya'nın anlamlandırılmasına önemli bir katkıdır; ancak ülkemizdeki sanat sevicileri sağırlar diyaloğu içerisindedir. Kıpır kıpır ve canlı binlerce üretimi ve bu üretimin yeşerdiği alanları ısrarla görmemezlikten gelmelerinin arkasında, kendi payidar olma düzlemlerini ellerinden kaçırmak istememeleri yatmaktadır' diyen Çoker, Türk Kızılay'ında aktif olarak çalışmaktadır.Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir.İzmir'de eğitim yöneticisi olarak görev yapmaktadır.
şiirim üzerine;
Biraz kendimden daha doğrusu şiirimden bahsetmek istiyorum.Şiiri seven şiiri yaşayan kendini şiiriyle tanımlayan ve Türkiye’de bütün olumsuzluklara rağmen şiir yazan ve söyleyenlere karınca kararınca destek olmaya çalışan bir şairim.İyi şairim ve iyi şiirler yazıyorum gibi şahsi iddialarım yok..
Geçirdiğim 25 yıllık şiir serüvenimde sürekli olarak kendi sesimi aradım..Heceden, aruza klasik şiirle haşır neşir oldum..Daha sonra modern şiiri denemeye başladım.O süreçlerde şiirin bir üst dil olduğuna entellektüel bir gizeminin bulunmasına ve söylenenin akademik karşılığına inanıyordum..öyle de yaptım uzunca bir süre..
Sonradan ise kullanılan bu üst dilin kendi kısır döngüsü içinde aydın veya sanatçıyla, halk arasında ciddi bir uçuruma,sağırlar diyaloğuna neden olduğunu düşündüm. Birbirimizden ne kadar habersiziz dedim.Çünkü; artık şiir bu ülkede gündem oluşturmuyor,geçmişteki işlevselliğini hızla kaybediyordu.Yani Nazım'la Peyami'nin tartışmalarının ortalama okuyan insanda, hiç olmazsa üniversite gençliğinde bir karşılığı verdı,Özdemir Asaf'la, Necip Fazıl'ın da..
Ve bir Donkişot’luğa soyunarak, kendimce bir yol aramaya başladım..Şiiri herkese açmak için dilini anlaşılır kılmak ve okunur ya da dinlenilir duruma getirmek istiyordum.Bu nedenle sokaktaki insanın kullandığı dile yaklaşmaya çalıştım..Gerekirse argosuna..Onun algılarına göre betimlemelere gidiyordum.Bildiği hikayelere atıfda bulunuyorum,onlar süleyman’ın kuş dilini bildiğini, Mansur’un derisinin yüzüldüğünü, Musanın kızıl denizi ikiye böldüğünü anlatıyordu birbirine.. yani herkesin sokaktaki boyacının da bildiği hikayeler,ve aşk..hayatın olmazsa olması..herkesin bir kere olsun yaşadığı sancı, birazda toplumun ve dünyanın nasıl olması gerektiği mühendisliğinden çıkıp onların yüreğindeki olması gerekenlere dokunmaya başladım…Sonuçta kendi adıma modern bir halk ozanıydım, şiir artık bir üst dil olmamalıydı..
Modern şiirle klasik şiirin iki önemli çözülmesi gereken handikabı vardır..Klasik şiir kurallarıyla sınırlama getirdiği için şiirin yeşermesi gereken özgürlük alanını daraltır, şairin sesini bağlar..Buna karşılık çok değerli ve estetik ürünler sunar.Klasik şiirde harika bir ses vardır emek vardır bunlar da inkar edilemez...ama yeterince samimi değildir...Modern şiirin en büyük handikabı da ses ve estetik açıdan kaygısızlığı,vurdum duymazlığıdır...Anlatma ve gösterme arzusu bir üst dil olan imge ile birleşince artık ses kalmamıştır..Şimdi sürekli şiirde ses üzerine çalışıyorum..Klasik sanatlardaki lugaz,irsad gibi yapıları modern şiire taşımaya çalışıyorum..Bunlar bir çeşit denemeler. Bu tür platformlarda da insanlarla en azından şiirle bir şekilde buluşmuş insanlarla tanışarak, okutarak yaptıklarıma karşı tepkilerini anlamaya çalışıyorum..
Sonuçta bütün bunlar bir çeşit şiir emekçiliği.cidden çok çalışıyorum..becerdiğim tartışılır..
saygılarımla
Eserleri
Sarı Ceketli Yalnızlık 2005 vadi yayınları
HÜzün Entarisi 1012 okur kitaplığı
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




-
Lalebeyaz
-
Şahan Çoker
-
Şahan Çoker
Tüm YorumlarDevrilmiş devrimci sayıklamar şiirinizi özelikle çok beğendim, diğerlerinin de bir o kadar iyi olduğu gerçek. Bu şiirinizi tüm insanlarla paylaşabilmek için youtobe 'a yönlendirmeniz gerektiğini düşünüyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum.
Bir çok dergi ve yazılı metaryelde şiir, öykü ve araştırmaları yayınlandığını belirten Çoker, ‘Demirkan Demir, Arif İlhan gibi takma isimlerle kullandım. Ben düşüncelerimi tüm görüşlerle paylaştım. Radikal sağdan, radikal sola kadar çeşitli yerlerde yazdım. Ben aynı şeyleri yazdım ama bu insanlar a ...
Düşle gerçek arasında:
'Sarı Ceketli Yalnızlık'
Şahan Çoker'in 'Sarı Ceketli Yalnızlık' adını taşıyan kitabı Vadi Yayınları arasından çıktı. Şiir, öykü, resim ve tiyatro alanında çalışmalar yapan Çoker'in kitabı iki bölümden; 28 şiirden ve 8 öyküden oluşuyor. Mavera, İkindi Yazıları, Ke ...