Eski kadar olamaz bu yeniler yenisi
Eski başka eserdi rüzgarıyla sevisi
İnsanı körpe bilirdi bahar akşamları
Nezaket çökerdi sokaklara yatsıları
Bin defa özür dilesem affedilirdim fakat
Etmezdi insanın insana bedi refakat
Ben de o mavi denizde
On kat boyalı vapurların
Üzerinde beyaz köpükler bırakan
Bir kartesiydim.
Ne martıların ayağına çarplışlığım vardı,
Ne de geçen vapurlarla alıp veremediğim.
Kendine bir meşgale bul sevda gerekse
Göçenleri içinde tut eğer vefâ gerekse
Kendinden başkası duymaz vicdanını
Sual et cevap bulursun sedâ gerekse
Sana bir haberim var tam da gönlüne lâyık,
Penceremde kurudu fesleğen gözünaydın.
Dört duvarım vardı ya, kül bozundan az açık,
Bir tanesi kalmadı, dümdüzüm güzünaydın.
Benim soframda kîne minder yoktu bilirsin,
Bulutlar sürerken gölgelerini
Yeryüzündeki güller ararken renklerini
Ağıtlar anlattı dillendirenlerden çok
Senin kirpiklerine sığınan ılık katrelerini
Ve bütün şiirlerin seferberliğini telaşını
Gösterdi kamer'in yeryüzündeki o garip çizgi
Gün batımı biraz kızıllaşınca,
Dik başlar git gide ağırlaşınca,
Kışın saatler tam beşi vurunca,
Ölür içimde bir faili meçhul.
Ümidimin rengi olur muamma,
Seni sevmek,
Eyfel'in dört ayağını çakmak gibi dünyaya.
Perçinlenirken laci gecelerdeki
Kıvılcımların
Kafa tutması demek
Halley'e...
Toprak elek elerken,
Biz çocukken
Büyükler savaşırken...
Cigara dumanımızı bilmezken başkaları
Okul sıralarındaki avuç terlerimizle
Kayarken kalemimiz parmak aramızdan
Bakışları yaya kalırdı insanların,
Çağlar öncesinden bir türküde geçerken adın.
Ben bir ateş başında oturmuş,
Yalımlarında izliyorum sarı sıcakta seni
Gözlerin çiğ düşmüş birer yaban mersini
Saçların şaha kalkan kısrağın rüzgârında
Kendi yağında kavrulma artık,
Ateşinide kıs biraz..!
Gözlerini nemlendirmesin öyle her şey...
Odandaki duygularının yerlerini değiştir,
Ne bileyim:
Hüznünü pencere önünden kaldır meselâ,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!