Şehirlilerin semt pazarlarında gezdiği,
teraslarda güllerin yetiştiği,
suyun çeşmelerden aktığı,
saçların hergün yıkandığı,
zamanlardı.
Marul ve domates salatasının yapıldığı,
üstüne zeytin yağının damlatılıp,
limonun sıkıldığı,
zamanlardı.
Şarabın yanına meyva tabaklarının sunulduğu,
elma kabuklarının ise soyulup atıldığı,
zamanlardı.
Bahçelerde çardakların olduğu,
Beynam’a pikniğe gidilen,
zamanlardı.
Tavukların ve ineklerin yaşadığı
zamanlardı.
Makarnalara taze fesleğenden sos yapıldığı,
zamanlardı.
Biz bu zamanlarda yaşadık işte!
Her gün işe otomobille gidildiği,
kışın evlerde, kömür ve gazın yakıldığı,
zamanlardı.
Portakalların üçer beşer makinalarda taze taze sıkıldığı,
çaydanlıklarda çayın kaynayıp durduğu,
bir saat sonra,
bayatlamıştır diye atılıp, yeniden demlendiği,
zamanlardı.
Çocukların ve gençlerin şişmanlıktan şikayetlendiği,
İnsanların göbeklerinden yürüyemediği,
zamanlardı.
Böceklerin,
son baskınından önce,
son görüşümdü o zeytin ağacını.
Son görüşüm oldu,
zeytin dalını.
Bulutları her çağırışımızda,
daha büyük bir umutsuzluk kapladı,
her birimizin yüreğini.
Tanrı’yı bu kadar mı küstürmüştük?
Yoksa doğamıydı küstürdüğümüz?
Ne farkederdi ki!
Dualarımız hep çocuklar içindi.
Bu koca çölde esmerleşti tenlerimiz,
esmerleşti gözlerimiz,
esmerleşti yüreklerimiz.
Kurudu ağaçlarımız,
Kurudu gözlerimiz,
Kurudu dudaklarımız.
Ne yaptık Tanrım biz!
Hiç mi anlamadık!
Hiç mi işimize gelmedi!
Hiç mi görmedik!
Hiç mi duymadık!
Hiç mi Umursamadık!
Hiç mi aldırmadık,
Mavinin ve yeşilin çığlıklarına!
Kayıt Tarihi : 21.1.2012 15:41:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!