Roman Taslak
Dağların sert ve keskin rüzgârları, kasabanın üzerine çöken gecenin sessizliğini yararak esiyordu. Önünde rengârenk saksıların dizildiği tek katlı kerpiç evin ahşap penceresine çarpan rüzgâr, ince bir ıslık gibi uzayıp gidiyor; sarı zemin üzerine işlenmiş kocaman kırmızı laleli perdeyi usulca dalgalandırıyordu. Perde her kıpırdadığında, içerideki loşluk sanki nefes alıp veriyordu.
Gecenin dinginliğini minarelerden yükselen ezan sesi bozmadı; aksine onu derinleştirdi. Göğe doğru yükselen o çağrı, kubbede yankılanarak kasabanın üzerine bir örtü gibi serildi. İnsan ruhuna dokunan, içini titreten, kalbin en kuytu köşelerine işleyen bir ses… Huşu, huzur… ve ardından yeniden ağırlaşan bir sessizlik.
Uzaklardan gelen köpek ulumaları, gecenin son demlerini haber veriyordu. Sanki karanlık, yerini yavaş yavaş sabaha bırakmaya hazırlanıyordu.
Kalın yün yorganın altında bir sağa bir sola dönen Seyithan Amca, içindeki tereddütle boğuşuyordu. Uykunun sıcaklığıyla, ezanın çağrısı arasında gidip geliyordu. Gözlerini kapattı, ezanın bitmesini bekledi. O an, sanki zaman durdu. Ve ezanın son nağmesi, onun içindeki kararsızlığı kırıp attı.
“Ya Allah…” dedi derin bir nefesle.
Simdi galiba bir tüccar karisi.
Ne kadar sismanlamistir kim bilir.
Ama yinede de görmeyi çok isterim,
Kolay mi? ilk gözagrisi.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta