Tren sesli ve soğuk ilerliyor
Kulağımda en sevdiğim şarkıların melodileri
Göğümün göğsünde senin hasretin inliyor.
İnsanlar birbirlerinin yüzlerine bakmıyor, hayata akmıyor ben de akmıyorum.
Ne zaman sağır bir sessizlik olsa, koşup göğsüne serilmek ve orada dinlenmek istiyorum ve göğsünü dinlemek.
Benimle konuşmaya çalışan herkesin ama herkesin sesi rahatsız ediyor beni, bir senin sesini duymak istiyorum, bir senin senin suretinin hüznüne gömülmek.
Esaret barındıran ne varsa terk ettim.
Ne sistem tanıdım artık ne de duygu.
Bu defa yüreğimi de almadım yanıma bir bavul gibi.
Onu da senin ülkende kimsenin bulamayacağı ve d/okunamayacağı bir yere bırakarak yittim.
Eskiye dair ne varsa yaşanan belki de yaşanması mümkünken yaşatılmayan hepsini ardıma bıraktım, hayallerimin dahi kanatlarını kırarak ki bir daha uçup da konamasınlar diye sol göğsümün üzerine...
Çok şey öğrendim senden.
Bu gün babası hayatta olan herkes için kutlanası bir gündü.
Herkes dağını paylaştı, bense yurtsuzluğumu sırtlandım.
İçimin çığlıkları arş-ı titretirken, buda heykeli gibi sâkin duruşum oturdu içime.
Ölümünden sonra, herkesin birden terk etmesiyle hep güçlü durmak zorunda kalan bir kadına dönüşmüş olmak içime oturdu.
İçimde sadece Allah ile konuşurken şımarabilen, geri kalan herkesin önünde, dimdik ve eyvallahı olmayan bir çocuk var.
Herkes beni kimseyi beğenmeyen, kibirli, soğuk ve mesafeli bir kadın sanıyor. Oysa ben sadece yorgunum. Hep güçlü olmak zorunda olan bir yorgun...
Günün koşturmacası az evvel bitti.
Hiç beklemediğim bir yerde rastladım sana,
Bakmak ile bakmamak arasında kaldım
Bir gün evvel yasak bir sevdayı ahmaklık olarak adlandırılan sana b/akmak için cesaretimi toplamaya çalışıyorum.
Herkesin herşeyi hiç âr etmeden yaptığı bu çağda; benim belki de tek büyük günahımın sana b/akmayı istiyor olmak olması garip mi?
Bu gün hayatımda ilk defa içiyorum.
Ne zamandır gelmeyeceğine alıştırıyorum kendimi
Günler, yakama yapışmış birer alacaklı gibi dönüyor etrafımda hızlıca ve döndürüyor başımı zamanın bu denli hızlı akışı.
Yokluğuna alışmaya başladığım anlarda hep olan şey oluyor yine, bozuyor tüm planlarımı, beni yakalayıp yine kapına atan bir rüya ve hemen ardından hiç beklemediğim bir yerden belirişin...
Tüm gece sesin gönlümün kulaklarını inletti "Ben buradayım, sen neredesin?" Deyişin...
Sabah, ayılmamış bir çocuk şaşkınlığı ile uyanışım ve seni hiç beklemediğim bir yerde tekrar görene kadar gördüğüm şeye anlam verememiş oluşum...
O kadar çözemedim ki seni, karmakarışık bir düğüm gibi kaldın içimde.
Herkes beni çok mutlu sanıyor.
Oysa ben ölmemek için çırpınıyorum.
Ölüm; kefeni giyinip, boylu boyunca uzanma huzuru değil benim için.
Ölüm demek herkesleşmek, sırf yalnız kalmamak için ucuz ilişkilerin içinde çürümek; ruhunu günahlarla ağırlaştırıp, kalbini kirletmek demek.
Ölüm; sanatı, edebiyatı, ilahı konuşmak ve hissetmek varken, tutup etiket ve makam peşinde koşarak, gördüğü herşeye açlıkla saldıran vahşi bir hayvana dönüşmek demek...
Bir adamın çiçek mağazasına tonla para vererek; sûni , kokusuz ve amacı sadece göz boyamak olan aldığı çiçekleri istemiyorum.
Günlerdir gördüğüm, hasretini ve merakımı hârlayan rüyalarım; sonunda gönlümün tahammül şişesini kırarak beni yine senin bana kapalı, hiç bir zaman açılmayacak kapına getirdi.
Benim aptal kalbim, yine, yeniden senin hasretine yenildi.
Oysa sevilmediğimi de istenmediğimi de biliyordum.
Ama seni, sana dair herşeyi ölesiye merak ediyordum.
Bu gün bir kez daha anladım ki benim aklım; kalbimin ve ruhumun yanlış hissettiği şeyleri, yine yanlış yorumlayarak hastalanmış bir uzuvdan başka bir şey değilmiş.
Benim senin kalbine ve sana adadığım bu ömür seven değil; aptal ve hasta kalbimin kendi yangını ve kendi yanılgısıymış.
Yorulmak hayatımın bir parçası haline geldi.
Yorulmadığım ve hasretle yoğurulmadığım anlar uyuduğum zamanlarla sınırlı.
Çok sessiz biri olmaya başladım ve bu beni korkutuyor.
Değişik repliklerle arkadaşlarımı çıldırttığım, esprilerle ortamları neşelendirdiğim anların yerini sessizlik aldıkça, ruhumun ve kalbimin sesi değişiyor gibi hissediyorum. Bu değişim beni ürkütüyor.
Ben, suratı asık, kimseyi duymayan, hep resmi, insanları sessizliği ile döven gudubet bir insan olmak istemiyorum.
Çiçeklerime günlerdir bakamıyorum, sudaki tosbağamla sohbet edemiyor, bulaşık yıkarken bağıra bağıra şarkı söyleyemiyor, dans edemiyorum.
Hasretin, ateş gibi yağarken üzerime ve söndüremezken hiç bir yağmur iliğime düşen ateşi; senin gelmeyeceğini kabullenmek ve veda etmek zorunda kalmak ölüm değil de neydi?
Beni ayakta tutan kendi gücüm değilmiş; farkında olmadan, bir gün sana kavuşacağımın ümidiyle, hayatın içinde yürümekmiş beni ayakta tutan.
Tüm ümitlerim tükendi.
Sana gelen tüm yolların başını ateşe verdin, sana gelebilmek mümkün olmasın diye.
Sen beni sevmezken ümidimi diri tutan o his neydi?
Neydi beni g/özüne ve gönlüne divane eyleyen?Dizlerimde derman komayan, iliklerimi boşaltan neydi?
Günlerin sıkılgan bakışları ve aslında bitmeyen işlerden sıkılmaya bile vakit bulamayışımın saçma paradoksu arasında bir günü daha tamamladım.
Yazmak daha da harlıyor demiştim içimden,
Yazmayacaktım artık.
Ne günlük tutacaktım ne de seni konu edecektim kalemime.
Hem ne işe yarardı göğsümü ortaya döksem.
Göğe baksam, ummana dalsam yeterdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!