Kürt aydınının temel sorumluluğu, yalnızca modern ulus-devletin baskı mekanizmalarını teşhir etmekten ibaret değildir; bu sorumluluk aynı zamanda sömürgeci Türk ulus-devletinin Kürdistan’da yüzyıla yaklaşan bir süre boyunca sistematik olarak yürüttüğü asimilasyon, inkâr ve kültürel soykırım pratiklerini tarihsel bağlamıyla birlikte açığa çıkarmayı gerektirir. Bu çerçevede Kürt aydını, devletin kurucu ideolojisiyle bütünleşmiş olan bu politikaların sürekliliğine işaret ederek, Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesinin modernleşme ve ulus-inşa adı altında meşrulaştırıldığı gerçeğini görünür kılmakla yükümlüdür.
Bu bağlamda asimilasyon zeminini ortadan kaldırmak, kültürel hakların korunması düzeyinde bir talep değil; sömürgeci yönetim mantığını ayakta tutan epistemik, toplumsal ve kurumsal yapıları çözme hedefidir. Bu çözme süreci, Kürt bireyin yalnızca kültürel değil, ontolojik olarak da hedef alınmasını mümkün kılan tarihsel-milliyetçi paradigmanın sorgulanmasını zorunlu kılar.
Kolektif benlik aydınlanması, Kürt toplumunda uzun süre bastırılmış olan tarihsel hafızanın yeniden inşasını ifade eder. Bu hafızanın diriltilmesi, kültürel bir restorasyonun ötesinde, Lozan sonrası statüsüzleştirme süreçleriyle parçalanmış Kürdistan’ın siyasal bütünlüğünü hedef alan politikaların teşhiri açısından kurucu bir rol oynar. Türk ulus-devletinin cumhuriyetin kuruluşundan itibaren geliştirdiği “iç tehdit”, “uygarlaştırma”, “terbiye etme” gibi söylemler, bu hafızanın sistematik biçimde yok edilmesinde merkezi işlev görmüş; dil yasakları, sürgünler, zorunlu iskan, isim değiştirme politikaları ve kültürel alanın tahribi, kültürel soykırım literatürünün temel kriterleriyle büyük ölçüde uyum göstermiştir.
Bu gerçeklik içinde zorunlu askerlik, devletin sıradan bir vatandaşlık yükümlülüğü değil; Kürdistan üzerindeki sömürgeci egemenliğin militarize edilmiş bir devam biçimidir. Kürt birey, bu mekanizma aracılığıyla kendi halkına, kendi coğrafyasına ve kendi tarihsel varlığına karşı konumlandırılmakta; devletin ideolojik üretim aygıtının yeniden üreticisi hâline getirilmektedir. Bu nedenle vicdani ret, yalnızca bireysel bir hak kategorisi olarak değil, aynı zamanda Kürdistan’ın militarize edilmiş sömürge coğrafyasında uygulanan zorunlu askerlik pratiğinin politik niteliğini ifşa eden etik bir direnç formu olarak değerlendirilmelidir.
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana.
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta