Efkârın bağında, güz akşamında
Yaşamla ölümün tam ortasında
Minvali bozuk dost pazarında
Savurdular beni el rüzgârında
Yaralar açılmış gönül dilimde
Vardım bir ela göz han otağına
Baharlar bezemiş sıra dağına
Hasretlik katmış hicran bağına
Sümbül çiçek dökmüş, içi virane
Kına kızılından zülfün telleri
Güz ayazı, güle sinercesine sineme sinmiştin...
Bir umuttu gözümden kalkan kuş, nasıl kıyıpta vurdun...
Sen nasıl bir avcıydın...
güz çiyi sis oturmuş gönlümün bahçesine
eprimiş sus bulaşmış sol dilimin lehçesine.
Bir insanı silahla da vurursun, sözlerle de...
Ama en ölümcülü güzel ahlak, örnek davranış ve empati ile vurmaktır...
Yaşanmış her anının anlatılacak güzel bir hikâyesi vardır,
Ama şerefsizliğin bir hikâyesi yoktur...
İçinizdeki güzel duyguların ölmesine izin vermeyin...
Eğer içinizdeki duygular ölürse merhametiniz ölür, vicdanınız ölür, insanlığınız ölür...
gül tozunu serpmiş baldan leblere
okyanuslar toplamış mavi gözlere
gamzesi yıldızlara olmuş âsûman
fecirler kurban olsun böyle güzele.
Hayat tecrübelerim bana nasıl yaşamam gerektiğini çok acı bir şekilde öğretti...
Meğer insan en büyük kötülüğü kendisine yaparmış.
Seveyim derken acıyı, iyilik yapayım derken nankörlük görür, ve ardı bitmeyen hâyâl kırıklıkları.
Varlığınızdan haberi olmayan insanlara değer-kıymet vererek ne ruhunuzu ne de bedeninizi yorun...
Ne bir eksik ne bir fazla, bu hayatta herkes aynada göründüğü kadardır...
Şunu unutmamak gerekir asla üzülen sen olmamalısın...
Hayat tecrübelerim bana nasıl yaşamam gerektiğini çok acı bir şekilde öğretti...
Meğer insan en büyük kötülüğü kendisine yaparmış.
Seveyim derken acıyı,
İyilik yapayım derken nankörlük görür,
Ve ardı bitmeyen hâyâl kırıklıkları.
Varlığınızdan haberi olmayan insanlara değer-kıymet vererek ne ruhunuzu ne de bedeninizi yorun...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!