Bazı zaman yaşamak ağır gelir insana,
Bir hüzün çöker evvelden gelen.
Zaman yavaşlar,
Aklın saati şaşar ama
İs tutmuş duvarda kayıp gider yelkovan.
Gün yerini geceye bırakır,
Nasıl?
Hiç içime çekmediğim kokun, nasıl mest ediyor beni?
Hiç dokunmadığım, hatta hiç görmediğim tenin nasıl titretiyor beni?
Ya da o sesin, nasıl her duyduğumda diğer bütün seslere sağır ediyor beni?
Neden?
Neden her an düşümdesin?
Sana meftunum biliyorsun.
Ruhumdaki sızını içime pinhan ettim.
Affet sevgilim, vazgeçemem. Her gördüğümde mağlup olduğum yegâne gözlerinden, sarhoşluk sebebi dudaklarından, zarif lâkin zinhar benim olmayacak sarıp sarmalayamayacağım vücudundan.
Nâzenin Sevgilim, ne yazsam kifayetsiz karşında.
Zaten sana hiçbir zaman ulaşmayacak yazılarım. Beyhûde...
Hülasa sen, yalnızca sana mûnhasır, o aheste, nâhif hallerinle divânen ettin beni.
Hangi ağaç daha uzun yaşar?
Hangi kağıt hiç yırtılmaz?
Hangi duvar hiç yıkılmaz?
Adımızı bir kalbin içinde yan yana nereye yazsam birlikte sonsuz oluruz?
Belki çocukça gelir sana düşlerim,
Belki bu dünyada sonsuz olamayız sevgilim.
Sensizliğin son demlerindeyim.
Hissediyorum, yakında sensizlik kelimesi anlamını yitirecek.
Sensizim demeyeceğim artık.
Sen çok güzeldin bir zaman,
Seninle gelen her şey,
Gece olunca bir hüzün sarar içimi,
Sensizliktendir herhalde.
Yorgunum bu sıralar, şu boşluk hissi bırakmıyor bedenimi.
Zaman geçmek bilmiyor ama, sanki dün doğmuşum, bugün seni sevmişim gibi.
Üşürüm ben hep. Sen gülünce içim ısınır.
Son bir kez sarılmayı haketmez mi insan?
Ya da son bir göz göze gelişi?
Bir hatıra, en azından sadece bir an,
Annesini bile unutmuş, bir alzheimer hastasına dahi tesir edebilirken,
Nasıl olur da yaşadığımız bunca anıdan biri bile sana tesir etmezdi?
Sen de unutma benim gibi,
Sarıldıklarımızı, gülüşlerimizi, bakışlarımızı, seni seviyorum deyişimi...
Sen de unutma birlikte geçen günlerimizi.
En çok senin gitmenden korkardım ben.
Beni en çok sensizlik korkuturdu.
Yağmurlu bir eylül gecesinde,
Boğazdan bir vapur kalkarken özledim seni.
Bilmem kaç eylül geçti sen gideli,
Bilmem kaç vapur kalktı.
Unutmuştum seni.
Unutuyorum seni.
Rüzgarda savrulan kumral saçlarını,
Denizin dalgalarını seyrederken dalıp giden kahve gözlerini,
Ağladığında kısılan masum sesini, ıslanan kirpiklerini,
Dudaklarını her öptüğümde kapanan göz kapaklarını,
Zarifçe boynuma dokunan parmaklarını,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!