Göründüğü gibi değildir bazı şeyler;
Bazı kokular sadece bir koku değil,
Artık giyemediğin kıyafetlerine sinmiş sarılmalardır.
Bazı sesler sadece bir ses değil,
Hafızanın derinliklerinde kalmış, tanıdık bir tınıdır.
Farketmemiştim;
Sen benden giderken, beni de kendinle götürdüğünü.
Bir insan evinden ayrılırken, eşyalarını da götürdüğü gibi,
Sen de giderken sendeki beni götürdün.
Gülüşümü, bakışımı, hislerimi...
Seninle beraber olmanın sevinciyle yaşadığım günlerimi götürdün.
Hatalar yaparız bazen.
Bazen kasıtlı, bazen de bilmeden.
İnsanoğlu değil mi; kırar, üzer birbirini.
Bazen bağırarak, bazen susarak,
Bazen yalanlar söyleyerek, bazen açık konuşarak,
Bazen giderek, bazen de gelerek.
"Yabancıların verdiği şekeri alma." Öğütleriyle büyütülmüş bir çocuk gibiydim karşında.
Şekeri alıp yemek için bir o kadar hevesli, bir o kadar da korkak bir çocuk gibi.
Yabancıydın.
Nereden geldin, neden geldin, seni hiç tanımazken, nasıl böylesine muazzam bir merak, böylesine muazzam bir tutku düşürdün içime? Kimsin sen? Anlamıyorum. Bilmiyorum.
Kasım aşk ayıdır derler.
Yine bir sonbaharda, hayatın sonunda,
Nasıl?
Hiç içime çekmediğim kokun, nasıl mest ediyor beni?
Hiç dokunmadığım, hatta hiç görmediğim tenin nasıl titretiyor beni?
Ya da o sesin, nasıl her duyduğumda diğer bütün seslere sağır ediyor beni?
Neden?
Neden her an düşümdesin?
Sana meftunum biliyorsun.
Ruhumdaki sızını içime pinhan ettim.
Affet sevgilim, vazgeçemem. Her gördüğümde mağlup olduğum yegâne gözlerinden, sarhoşluk sebebi dudaklarından, zarif lâkin zinhar benim olmayacak sarıp sarmalayamayacağım vücudundan.
Nâzenin Sevgilim, ne yazsam kifayetsiz karşında.
Zaten sana hiçbir zaman ulaşmayacak yazılarım. Beyhûde...
Hülasa sen, yalnızca sana mûnhasır, o aheste, nâhif hallerinle divânen ettin beni.
Hangi ağaç daha uzun yaşar?
Hangi kağıt hiç yırtılmaz?
Hangi duvar hiç yıkılmaz?
Adımızı bir kalbin içinde yan yana nereye yazsam birlikte sonsuz oluruz?
Belki çocukça gelir sana düşlerim,
Belki bu dünyada sonsuz olamayız sevgilim.
Sensizliğin son demlerindeyim.
Hissediyorum, yakında sensizlik kelimesi anlamını yitirecek.
Sensizim demeyeceğim artık.
Sen çok güzeldin bir zaman,
Seninle gelen her şey,
Gece olunca bir hüzün sarar içimi,
Sensizliktendir herhalde.
Yorgunum bu sıralar, şu boşluk hissi bırakmıyor bedenimi.
Zaman geçmek bilmiyor ama, sanki dün doğmuşum, bugün seni sevmişim gibi.
Üşürüm ben hep. Sen gülünce içim ısınır.
Son bir kez sarılmayı haketmez mi insan?
Ya da son bir göz göze gelişi?
Bir hatıra, en azından sadece bir an,
Annesini bile unutmuş, bir alzheimer hastasına dahi tesir edebilirken,
Nasıl olur da yaşadığımız bunca anıdan biri bile sana tesir etmezdi?
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!