Herkesle saatlerce konuşabilirim.
Ama sana gelince
kelimeler yavaşça susar.
Çünkü aşk,
gürültüyü sevmez.
Ağlayarak geldiğim bu dünyayı sevmemi bekleyemezsin.
Her göz yaşımda bu dünyaya kinimi bilemezsin.
Yalnızlığımla çürüttüğüm kalbimi göremezsin.
Karanlıkta boğuluyorsan kimseyi sevemezsin.
Bir gün ben ölünce denk gelirseniz bu satırlara...
Yol puslu ve bu adam yorgundu.
Durdu.
Rotasını kaybetmiş kendine sövüyordu.
Yolun sonu ışık ve adam karanlıktı.
İkimizin arasında
Konuşulmamış cümleler duruyor.
Sen söylemeden anladığım korkuların,
Benim sakladığım hislerle dolu.
Bir boşluk var;
Odanın ışığı değil, gözlerindeki yumuşaklık aydınlatıyordu geceyi…
Tenime değen nefesin bile güven veriyordu.
Sırtım boyunca dolaşan o sakinlik,
Sanki içimde yıllardır susmuş bir çocuğu uyandırıyordu.
Sen parmaklarını sırtımda dolaştırırken zaman kıvrılıp bükülüyordu,
Gitme dedim içimden,
duymadın.
Gelme dedim kalbime,
dinlemedi.
Seninle aramızda
Kendimi tanıyamıyordum artık,
Senin gölgen yüzüme vurdukça yankılanan o gürültü
Ne yaptıysam susturamadım.
Korkularım, kıskançlıklarım, yaralarım hepsi bir ağız olmuş
Benim üzerime bağırıyordu.
Bir sözüme dokunup yok oluyordun,
Ben kelimelerimin ucunda kalıyordum.
Konuşmak isterken sessizliğe gömülüyordum.
Bir yabancıya değil, sana kırılıyordum.
Günlerce gelmeni beklerken,
Satırlara gömdüm kendimi.
Yazdım, unuttum derdimi.
Ölünce okunsun istedim.
Bu benim ölümümün resmiyeti.
Beni tanımak mı derdin?
Gecenin bir saati,
Yaşlı gözlerle kabullenmiş herşeyi.
Ölüme adımları,
Eşitken içine attıklarına...
Yorgunluktan ansızın yığılabilecekken yere,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!