Saçları deniz kokuyordu
Söğüt ağacının
Uzatmış dallarını
Denize akan
Nehirde yıkıyordu
Soğuktur ölüm! Canlı ölü zalimlere karşı nasılda soğudu insanlık bu sıcak günlerde ve gündemde!
Soğudu ölüm, gözümüzden düşenleri bir zamanlar çok itibar gösteren insanlığın iki yüzlü hallerini görünce yaşama karşı yaşam hevesi soğudu.
Soğuktur ölüm, insanlık kurşuna dizilen bir bebeğin bedeninde donduğu günden bugüne uzadı uyanmayan insanlık yüzünden canlı ölü zalimlere ölüm!
İyi bir insan olma çabasından nefret ettirmek istediler!
Mücadelemizden değil kötülüğün bitmek tükenmek bilmeyen kininden, hırsından, hıncından, nefret dolu öfkesinden, korku ve belirsizlik üreten esir alma sevdasından, bilinçli soygunlardan, adı bir türlü konmayan davaları adına kavgalarından bıktık usandık.
Zaman zaman yaşamdan soğumak duygusuna kapıldık yine de yılmadık.
Yaşam da olanaksız bir düşünce yoktur. O düşünceye yaşam verecek inanç eksikliği olanaksız duygusunu üretir.
Her çağda bir yaşanan gerçek var bir de değişmeyen hakikat anlayışı var.
Sokrates'in yunan zulmü karşısında hakikati savunması daha dünkü hikayedir.
An zaman da yaşanan zulüm gerçeği karşısında hakikati savunmak yerine yeryüzünde hakikati savunan başka kimse yokmuş gibi yatıyor kalkıyor Sokrates, platon, Aristoteles vb yunan felsefesini pazarlıyorlar.
Bunun sebebi nedir?
Keşke yunan kazansaydı siyaseti tarihçileri ve felsefesinin Anadolu ve Türk ulusuna iç destekli yeni bir kötülük üreterek saldırıya geçmiş olmasıdır.
Küçükken büyüklerim derdi ki
Art niyetli kusur aramak söküğü büyütür, söküğü görüp daha da büyüten de olur, örüp küçülten de.
Sözü nereye getirmek istiyorum?
Gelmeyeceğini bile bile bekliyorum işte,
Beklemekten vazgeçer geri dönerim bu gidişle,
Yokluğunla savaştırma beni,
Savaşı senin için bile kaybetmeyi göze alırım.
Gittiğinden beri sol yanımda ve soluğum da kaldın,
Konumuz hamaset değil, kimin yararına seyirci olduğunu bilmemiş olmayı deşeceğim bu yazıda.
Hamaset zaten insanlığa yakışan bir meziyet değil, insana eziyettir.
Başarının, sevginin, huzurun, barışın, yaşamın ve insanlığın önünde ki en büyük engel korkudur.
Emperyalizmin üç çocuğu var;
✓ Kapitalizm
✓ Faşizm
✓ Fanatizm
Para aracılığıyla güç çoklayan dünya ekonomik sistemi sömürgeci son dindir.
Bankalar, alışveriş merkezleri, benzin istasyonları, sigara şirketleri bu dinin her gün uğranması gereken kutsal yerleridir.
Bu din kendisine inananlara müşteri diyecek kadar kaba olduğu olduğu halde dünyada en çok taraftarı olan dindir.
Haşlama bir hit faşist haçlı zulümdür. İşbirlikçi freud uşaklığı psikoloji bilimi adı altında bu insan haşlama cam tavan sendromu ile anlatılır. Hikayesi kısaca şöyle; cam bir kab içine kurbağalar hafif ısıtılmış bir suyun içine bırakılır. Cam kab cam kapak ile kapatılır. İlk mayışma sonrası kurbağalar zıplar yalnız cam kapağa çarpan burada çıkış olmadığına iyice inanç oluştururlar. Kurbağalar haşlama dini demek doğru bir ifade olur. Sonra bu inanç sayesinde cam kapak kaldırılır kurbağalara ne varsa ele geçirilmesi gerektiği için ateş iyice harlanır ve haşlama gerçekleşmiş olur. Ortadoğu bataklığı sömürgeci hile dinler işte birer insan haşlama hatta yeryüzünde insanlık gücü Türk'ün tamamen yok edilmesi amaçlı tasarlanır. Cennet hayali haşlanan cemaatin cam tavanıdır. Oradan çıkış ve umut yoktur. Oğuz Kağan, Hz Muhammed ve Mustafa Kemal Atatürk ile bu zulmü bitirme anlamında çaǧ değişiklik durağı olup bugün yaşanan Hun Türk doğa töz tufan sevgi inancını yeniden yaşam gerçeği yapan bir milat ve zulüm sonudur.
♾️▪️Önder Karaçay ▪️♾️




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!