sonsuzluktaki o ışığa ablam Şengül'e
sen şimdi geçmişi geleceği bir dizeye bırakıp
nereye gidiyorsun
gecenin işvebaz yıldızlarından düş kaparken
soğuk bir elin anlatamadıklarıydı
dili dönse konuşacaktı… olmadı
hayat biraz puşt biraz fahişe
sarkıtmıştı bacaklarını caddelere
bulanık sular taşardı küfrüne gecenin
yokluğun batıyor gözlerime
avare adımlarla kentleşiyorum
özlem ve yalnızlık tınısında rüzgâr
ben susuyorum…
kuzeyin yolcu bulutları ağladı
yol yalnızlığına gömülüp/ bilenmiş susku gibi/ dudakta
saklı tutulurken kendine yaşıt küfürler/
çekip gidecekler var bu şehirden
kervan mevsimi geldiğinde/ sarhoşlukta kutsanan
izsiz yolcular çıkacak köşe başlarına/ kalanlar
düşler çıkmazında kesişir yolların
adressiz avare yürürsün
yabancı sokaklarda
hiçbir yere götürür seni bitkin adımlar
ne cebinde otobüs biletin vardır
ne içini ısıtan sevgili sıcaklığı
ölüm gurbetini getirdi hanemize
en masum bedenimize serpti yalnızlığını…
en cansız yerimize
çoğul yalnızlıklar akıyor akşam kaldırımlarından
plazalarda yorgun insan birikintileri
herkes biraz buralı... yabancı biraz
bakmayın post modern işvelerine
istanbul bir öksüz şehir...
Derin sur intiharları…/ lal sokak/ aç barakalarda
Entarisi kana benziyor/ okulda ilk dersim
ilk çığlığım/ kaç beritan kaç
korku dehlizlerinde suskun/ insan
kuyularında senin/ kıyına vuran vuran kaç günah var/
ölülerin saçlarını taradı
iğdeler … taşlı yollarda
tavşan kanı çayımızda
ihtimaldik biz bize
ellerinizi çölleştirmeyin dedi
tabutta yatan kadın
sisli bakışlarıyla dünyayı izlemede çocuk
kan tutan ortadoğu’nun tekinsiz sokağında
gökyüzünden ürken aklı… korku pusulası
çocuk bu, yine de dil çıkartır
barakalarına ateş yağdıran çelik kuşlara




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!