Omurganın Flütü

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski
11

ŞİİR


106

TAKİPÇİ

Omurganın Flütü

2

Ve gökyüzünü
unuttu diye maviliğini dumanlar arasında
ve bulutları, o paçavralar içindeki sığıntıları
tutuşturacağım en son aşkımla,
bir veremlinin yanan suratınca, kızıl sarı.

Sevinçle kapatacağım gürültüsünü
kalabalıkların,
unutanların dirliği, ev bark yüzünü.
Bir çift sözüm var
insanlar!
Çıkın siperlerinizden.
Sonra bitirirsiniz savaşı.

Ama,
Baküs gibi kandan sendeleyerek
bir savaş başlasa bile,
hiç solmaz aşk sözleri.
Sevgili Almanlar!
Bilirim,
sizin dudaklarınızda Goethe’nin
Greten’i var.

Fransız
gülümser süngü altında,
dudağında bir gülüşle düşer vurulan havacı,
bir anımsasınlar yalnız
ağzının öpüşünü
senin, Traviata.

Bana tad vermez ama
yüzyılların çiğnediği pembe et.
Başka ayaklara kapanın bugün!
Sensin övdüğüm elbet,
süslü püslü
sarışın yosma.

Belki aslında
bu süngü uçları gibi korkunç günlerden,
ağarınca yüzyılların sakalı,
kalan
yalnız
ikimiz olacağız,
bense kentten kente senin ardında.

Gelin gitmiş olsan da denizaşırı,
saklanmış olsan da gecenin inlerine,
Londra’nın sislerinde seni bulacaktır öpücüklerim yine
sokak lambalarının ateşten dudaklarıyla.

Aslanların nöbet tuttuğu
yakıp kavuran çöle yaysan da kervanlarını,
senin için
rüzgarın yırttığı kumun altına
sereceğim yanağımın yanan Sahra’sını

Dudaklarına bir gülüş yerleştirsen,
baksan da-
ne yakışıklı boğa güreşçisi!
Bir anda
kıskançlık salacağım kulübelere,
boğa gözlerimde bir ölüm sisi.

Dalgın adımlarla geçersen bir köprüden
düşünerek-
aşağıda olmak ne iyi;
ben
kemerler altında akan Seine ırmağıyım,
seni çağırıyorum,
gösteriyorum sana çürümüş dişlerimi.

Tırıs giden atların ateşinde yaksan da bir başkasıyla
Strelka’yı, Sokolniki’yi,
yukarılara tırmanıp, ta yukarılara
seni bekleyen ölgün, çıplak ayım ben.

Güçlü kuvvetliyim,
gereklilik duyarlar da
buyruk verirlerse bana
git savaşta öldürt kendini! diye,
senin adın olur
ağzımdan son çıkan ad,
donar kalır bir mermiyle parçalanan dudaklarımda.

Başım taçlı mı ölürüm,
Saint-Héléne de mi bilmem.
Ata biner gibi binerim yaşamın dalgalarına,
hem evrenin sultanlığına aday olurum
hem
kelepçelere.

Çar olmak düşerse bana,
senin yüzündür
güneşsel altınına sikkemin
basıla buyruğunu vereceğim şey
bütün halkıma ülkemin.

Ve orada,
solduğu yerde herkesin tundurada,
ırmakla pazarlık ettiği yerde kuzey yelinin
adını oyacağım zincirlere Lili’nin
öpe öpe zindanın karanlığında.

Dinleyin, unutanlar göğün mavi olduğunu, hepiniz,
vahşi hayvanlar gibi
diken diken tüyleriniz.
Bu aşk belki de
son aşkıdır dünyanın,
yanar bir veremlinin kızıl rengiyle.

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski
Çeviri: Sait Maden

Greten, Faust’un kadın başkişisi Margeret’in adının küçültülmüş biçimi.
Strelka, Leningrad yakınlarında; Sokolniki ise Moskova yakınlarında gezinti yerleri.

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski
Kayıt Tarihi : 6.05.2002 11:29:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    37 yaşındaki bir ölüm... sözün bittiği yer...

    Cevap Yaz
  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    anahtar kelimeler...
    umman\hak... okyanus/ruh... derya/nefs...

    hangi okyanus, gel benim aziz sultanım diye seslendi ve umman yoluna çağırdı da, bu çağrının istikametine yönelmeyen kaç derya oldu… sonuçta birbirlerinin, şu konma göçmede gurbet yolculuğunun çilesi oldukları zannı ve böyle yazılmış umman fermanı isnadı, yığma kagir bir bina kadar temelsizdir… ellerin ummana açıldığı ve gözlerin gurupta olduğu, vaktin gözeriminin altına indiği demlerde, okyanus sanıyor mu ki dualarına eşlik eden bir derya yok içinde… ve o esnada yaşaran gözlerinden dökülen şükran katrelerinde derya köpük köpük erimiyor…

    okyanus; histerik soy sop mülahazalarında deryaya piç muamelesi yapmayı bir kenara bırakıp, hatta bundan utanç duyarak özür dilemeyi deneyecek olursa, ve derya de buna bağışlayıcı bir gönülle mukabele edebilirse, ummanın rahmet-i rahîminden o vakit biraz daha umutvar olabilirler…

    atlas yürekli ve nur yüzlü, güzel bir kulluk, uykulu gözlerle de olsa, bir okyanusa bir deryanın gösterdiği ilk mutlak razı olma ve teslimiyetle başlar… takva kokulu bir turuncu güle, muhabbete kanayan bir kızıl gülün yankı vermesi gibi… dingin bir uykudan, şafakların söküşünde hayırlı sabahlar, hayırlı vakitler; günaydın diyerek evrene uyanmak, ölmeden önce ölenlerin, hayatta oluşlarına bir teşekkürüdür…

    dünyanın saldırılarına maruz kalıp, yara almış, kan kaybeden her sine; haline bir çare ve yol yordam arayışına girmek için, her an ve her nefeste ölüm tehdidi altında bulunduğu farkındalığından çok, muhatap kılındığı ve her kulun kendine özgü teması içinde bulunduğu, o okyanus ve derya muhabbeti ihsanına teveccüh göstermesi ve bu muhabbetin mutlak vuslata dek geçecek vaktin, muvakkat ayrılığın en tesirli bir müsekkini olduğu bilinmelidir… bir sınav niteliğindeki soruyla başlayan o kadim çağrının sesindeki merhameti mütemadiyen hatırda tutabilmektir kulluk…

    kavgası bitmek bilmeyecek bir ulu sevdanın, dertlerine tanı konması ve derman arayışının yolu, o yolu deneyimlemiş bilgelerin tespit ve tavsiyelerine kulak vermekle başlayacak olsa bile, karar anları; daima kişiye özel ve bu anlamda terzi işi kılınmıştır…

    şu kadar ki, her kul bağlı bulunduğu o muhabbet kaynağına karışabilecek kirliliklere ve vücut iklimi afiyetini fesada uğratabilecek dışsal unsurlara karşı, kuduz ve tetanos aşıları tedbirleri ve benlik eczalarını kullanımda ya da güvenlik ihlalleri ve yaşam hırpalanışlarına kapı açmakta hürdür ve hal endişelerinin ve varlık belirsizliklerinin gri alanlarında duyulan endişelere özür beyan etmenin erdemi bir kulda ifa kabiliyeti kazandığında, hangi derya okyanusuna maşuk olmaz; ve bir okyanusun bu derya muhabbetine yankı vermemesinin, bütün dikeyleri yatay hale getirecek bir varoluş öyküsünün inkârı olacağı da izahtan varestedir…

    nasıl ki, yaşanmışlığı olmayan bir hakikati yaşamış sayan her çıkarım, yaşanacakları ipotek altına alacak demekse ve o ipoteğin adı, sonunda yine dönüp dolaşıp yanılsama olarak karşımıza çıkıyorsa ve, bildiklerimiz sonuçta yanıldıklarımıza yetmez hale geliyorsa, öyle de; kulluk yolundaki suskunluk ve duralamalarımız, bir ömür k/aybı olarak mahcup ve anlayış bekleyici konumda kalmamız ötesine geçemez, ironik kazanımlarla yüzleşmek akıbetine uğramaktan azatlığın yolunu kesecektir…

    derya ve okyanus çatışmasında, umman sözünü aşktan yana kullanmıştır, yürürken durmak ve ayaktayken oturmak ihtiyâdıdır bu peygamber uygulamasında da keza, nefs ve ruhun çatışma anlarının yönetimindeki ilk yapılacak olan; durmak, oturmak, yani nefesim ve kalbim var benim diyebilmektir…

    hayatta olmak ve iyi olmak ve, uğrunda savaşmayı sevmek; ummanın tarafında yer almak için yapılırsa bir anlam ifade edecektir derya ve okyanus adına… böylesi müşterek mefkureleri olmayan derya okyanus yol arkadaşlığının; yavan, pamuk ipliği ile birbirine bağlı ve kasvetli bir yolculuktan başka verebileceği nesi olabilir ömürlerine ve ummana sunabilecekleri neleri olabilir değerli…

    zifir gecelerin cesur yürekleriyle ve kavruk günlerin güleç yüzleriyle muhabbet demlemek gerçekliği, bir ahretlik gibi saklıya alınmaya ve cehennem ateşindense, umman aşkının odunda yanmaya değer olan değil midir… her nefeste varlığı deryanın, okyanusun varlığına karmaşıyorsa ummanın koyduğu kader, miktar ve ölçü itibariyle; soru mudur bunlar ya hû… ve bu kadar kolay sorulara, hayat…

    hangi derya ve okyanusun huzuruna varacağı umman bir değil… ve böyle bir bire vuslat yolundaki bölücülüğün en korkunç olanı ötekileştirmektir deryayı okyanustan, kendini ifade özgürlüğünü elinden almaktır, susturmaya kalkmaktır, yol üstündeki her balçıkta kaderine terk etmektir kendini keza, duyguları bastırılmış bir derya ile seyahat, okyanus için de… umman muradına muvafık olarak, biz demenin bilinmediği her merhaba büyük bir risk altında kalır okyanus ve derya için, ben/e bende kalındıkça…

    biz şuuru, zorunlu istikamettir; umman yolunun son işaretlerini getiren elçisinin de buyruklarında, “bizden değildir” dediği her meseleye dikkat kesilinmesi gerekliliği elzemdir derya ve okyanus için… “komşusu açken tok yatan, bizden değildir” gibi mesela… aç deryanın tok okyanusta kalan vebali, umman huzurunda ödenecek ağır kusur bedellerinin sebebi olacaktır…

    dürüst bir derya okyanus münasebetinin efsunkâr sırrı, yalandan kuduz köpekten kaçar gibi kaçmakta saklıdır, iç seslere varana kadar… aksi, daima umman huzurunda oluştan gafletle gelen ve ummana \ür/a\yân hakikatleri örtmeye yeltenen perdelerin gün gelip yırtılması, boyalı niyet makyajlarının bir maskara yüzde akması ve sonu, ezici bir hicaptır… kendine ister gibi samimi bir iştiyakla birbirine duacı olmaktan daha büyük bir mahrum kalışın olmadığı anlaşılmadıkça, ne derya okyanusa yâr olabilir, ne de okyanus deryaya vatan…

    şu kadar ki, her oluş gibi duanın da bir yeri ve zamanı vardır ve muska yazar gibi, hemhâl olunmamış iyi dilekler ve temenniler ne deryanın nefesinde ne de okyanusun kalbinde zaten yankı bulamaz… simsiy/ah bir gecenin koynunda huzur bulmak, yangın yeri bir bağıra gözyaşı olmak kumaşlarında varken, neden derya okyanusa ve okyanus da deryaya; fıtrata aykırı yan çizişler içinde olsunlar…

    derya ve okyanus için, düşmanlık edilesi olan, birbirlerinden savruk kalmalarıdır umman arayışında… bu meyanda, zuhur edecek her fitne; ne yandan gelirse gelsin, görüldüğü yerde imha edilmelidir… ummanın armağanıdır derya ve okyanus birbirine, bal köpüğüdür, kuytudur, ışık hüzmesidir, sağlaması alınmış çözüm yoludur, kaybetme korkusunun en kutsal olanıdır ve; iblisle ömür boyu sürecek sayısız cephe savaşlarında uğrunda can vermeye değecek olandır…

    bu dünya böyle; yaptığımız işlerden ve iyiliklerden, hangisinden nerede ve ne kadar semere göreceğimiz hiç belli olmuyorsa madem, aynen öyle; derya okyanus münasebetinde de mutlak bağ kurmaya kast eden sebep sonuç ilişkileri, matematikteki toplamada da çarpmada da, iki ikinin dört etmesi gibi garantili yekûnlar vermeyecek ve buradan, ummana dair her matematiksel çıkarım ve bölümleme, beyhude çaba ve çırpınışlardan ibaret olmaya mahkum kalacaktır…

    yerli yersiz hislenmelere anlam haritası bulmaya öykünmüş el elde baş başta umman arayışlarındansa, derya ve okyanusun birbirini, hepsinden önce can yongası gibi görmeyip, canından aziz bilmeyi öğrenmeleri, yol arkadaşlıklarının nihayeti bakımından hayatîdir…

    hangi okyanus, gel benim aziz sultanım diye seslendi ve umman yoluna çağırdı da, bu çağrının istikametine yönelmeyen kaç derya oldu… sonuçta birbirlerinin, şu konma göçmede gurbet yolculuğunun çilesi oldukları zannı ve böyle yazılmış umman fermanı isnadı, yığma kagir bir bina kadar temelsizdir…

    ellerin ummana açıldığı ve gözlerin gurupta olduğu, vaktin gözeriminin altına indiği demlerde, okyanus sanıyor mu ki dualarına eşlik eden bir derya yok içinde… ve o esnada yaşaran gözlerinden dökülen şükran katrelerinde derya köpük köpük erimiyor… ezcümle, okyanus; histerik soy sop mülahazalarında deryae piç muamelesi yapmayı bir kenara bırakıp, hatta bundan utanç duyarak özür dilemeyi deneyecek olursa, ve derya de buna bağışlayıcı bir gönülle mukabele edebilirse, ummanın rahmet-i rahîminden o vakit biraz daha umutvar olabilirler…

    muhal farz bir çardak altı sohbetinde; ey benim bütün diyarlara bedel yoldaşım…, adından başkasına dilimin dönmediği yârenim…, sevgisinde nazlananım ve hazanım…, parıldayan mahparem ve muhabbetimin ruhunda niyazlandığı haldaşım…, ismini anarken bile besmele çektiğim, ey olmazsa, olmazım… bakmaya doyamadığım ve, sesine hasretle bağlandığım…. bahtıma doğanım ve ey kaderi kaderime yazılsın diye her gece yaradana

    yalvardığım… mahrumun olduğumda ne çok özlediğimi bir bilsen, yokluğundan utanırsın... adresim; kalbin, nefesin ve zihnin… ve vakti geldiğinde sağ yanımızdan verilsin kitabımız da defterimiz de; diyebilmek neden güç gelsin derya ve okyanus için birbirine umman aşkına; neden…

    deryanın okyanustan öğreneceği derinlikler var da, okyanusun deryadan belleyeceği yaklaşık anlam çevirileri yok mu umman yolunda… sabırla değil şükürle beklemek gibi mesela vuslatı… ve her ikisi içinde şu fanî cihana gelişin, bir bakî güzelden ötürü ve her ecelin, aslında her hal ve kârda erken gelecek olduğunu anlamaları için, ille de idare kandiliyle iftar sofralarına oturmaları mı gerek şart…

    nefs tezkiyesiyle birlikte ruh terbiyesi kavramını da içtenlikle benimsemenin daha fazla ertelenemeyeceği şu ahir zamanın da ertesi bozkır çağda, ummana; sevdalı varabilmenin yolcusu bir derya ve okyanustan taraf olunmalıdır…

    hayatta olmak ve iyi olmak ve, uğrunda savaşmayı sevmek; ummanın tarafında yer almak için yapılırsa bir anlam ifade edecektir derya ve okyanus adına… böylesi müşterek mefkureleri olmayan derya okyanus yol arkadaşlığının; yavan, pamuk ipliği ile birbirine bağlı ve kasvetli bir yolculuktan başka verebileceği nesi olabilir ömürlerine ve ummana sunabilecekleri neleri olabilir değerli…

    zifir gecelerin cesur yürekleriyle ve kavruk günlerin güleç yüzleriyle muhabbet demlemek gerçekliği, bir ahretlik gibi saklıya alınmaya ve cehennem ateşindense, umman aşkının odunda yanmaya değer olan değil midir… her nefeste varlığı deryanın, okyanusun varlığına karmaşıyorsa ummanın koyduğu kader, miktar ve ölçü itibariyle; soru mudur bunlar ya hû… ve bu kadar kolay; sorulara, hayat…

    okyanus şu sorunun cevabını vermelidir; hangi yol arkadaşlığında binek yerine konmak ister, var mı böyle bir eşşek dünyası ve derya söylemelidir, can/ın cehenneme düşmesinden, başı göğe mi erecek…

    okyanusun derunî hali, deryanın umman hilkatli fıtratında saklı hakkın teslimiyetine meyyal ve zarif ve net bir dilin tezahürünü mümkünlü kılacak; yol arkadaşlığı hukukunun çok boyutlu anlamlarına salacaktır kelimeleri ve vahdetin kapılarını aralayacaktır… okyanus için ummanın hatırının gözetildiği bir naif ortak lisan arayışının yolu evrensel muhabbetten ilhamını almalıdır ki, deryada bilgi ve birikim kaynaklığını kendi tekelinde tutan bir kibrin kırılmasına vesile olabilsin…

    doğrular ve inançların en derinden yaşandığı hangi okyanus tavrı derya için, umman yolunda etrafa saçılan bir aydınlatıcı nurun ışıkları değildir…

    okyanusun umman razılığına dair kararlı, kontrolden yana, dominant olmayı seven ve bir alfa imzalı yaklaşımları, derya için hayatı yaşamış olmaklı değil hissetmek merkezli bir

    erdemli ömrün, tevazu ile taçlandırılabildiği ve saygı uyandırıcı yankılarının istikameti ve, farkındalıkları olan, yolculuğun sıradan gözler ile izlenmeyip, yola gelgeç nazarlarla bakılmayan ve ummana vuslatın heyecanıyla bezeli, müşterek ve mukabeleli güleç bir derya yüzü ve bir okyanus tebessümü, hazzın değil hakkın hakimiyetinin adımları, neden olmasın…

    deryanın anlam haritasında, umman müfredatının ne ölçüde mürebbi ve muallimi ise okyanus ve deryanın verebileceği dersler de boş geçmiyorsa, bu yol arkadaşlığından her canlıya ve canı verene ihtiram neden vücut bulmasın…

    dünya gözüyle görülmeyip yok sayılan deneyimsizliklerle ve henüz işlenmemiş günahların tövbekârlığı ve nedametine soyunmalarla, ne derya yaşama sevinci bulabilir okyanusta, ne de okyanus deryadan yana bakabilir hayata…

    iyelik ekli olmayan hiçbir hitapla, bir nevi zaman tanımaklı tutumlarla ve görüş açısı kazanımına zaman talepli belkilerle, kurnaz ve mizah duygusu yüksek zanlarla, sıfatlara takılıp kalmalarla, ne derya okyanusunun ne istediğini bilebilir ne de okyanus haberdardır deryasından…

    neden etkilenir derya okyanustan ve ilk neden aklına düşer okyanus deryanın… bu sorunun cevabının yolu büyük oranda, okyanustaki umman rahmetli ötekileştirmeyiş ve karşılıklı çekimin varlığının itirafından geçmektedir…

    ummana vuslatın yolunu paylaşmak; birbirlerinin avı ya da avcısı olmadan, anlamak ve anlatmak odaklı, ummandan ikram zekalarının daima kendinden müteharrik açılımlarına izin verici ve müthiş derin birikimlerle yaşanamaz mı, derya okyanusa ve okyanus deryaya bu kadar zor olmak zorunda mı… ukalalık dahi, zekanın zekatı sayılarak, gani bir gönülle olanı paylaşmayı ve dağıtmayı bir şuur olmaktan öte, sevmek ve, böyle bakıldığında; mahlasların infakının değil, çıkarcı manipülasyonların asıl vebal olduğu her insan evladınca ne vakit kabul görecek…

    ezcümle, umman huzurunda küs durmayalım için, ne deryayı okyanusa ne de okyanusu deryaya küstürmeyelim vesselam…

    Cevap Yaz
  • Çelebi Türkköse
    Çelebi Türkköse

    Güzel bir şiir.
    Güne yakışmış.

    Cevap Yaz
  • Perihan Pehlivan
    Perihan Pehlivan

    hayat bazı nesillere hep acı savaş yokluk sunar. yine sevgiye zaman bulur insanoğlu. çünkü canlı kanlıdır hisseder hissettirir.

    Cevap Yaz
  • Filiz Kalkışım Çolak
    Filiz Kalkışım Çolak

    Ve gökyüzünü
    unuttu diye maviliğini dumanlar arasında
    ve bulutları, o paçavralar içindeki sığıntıları
    tutuşturacağım en son aşkımla,
    bir veremlinin yanan suratınca, kızıl sarı.

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (34)

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski