Bak ömür sızım, bak gönlümün ince sızısı,
Dışarıda fırtına kopsa, senin kuytuna sokulurum.
Dünya vursa, merhametinle avunur yaralarım,
Canım yansa, yükümü şefkatine boşaltırım.
Ama sen, ama sen gülüm,
Sen vurursan beni, hangi dağın ardına sığınırım,
Hangi menzilde saklanırım?
Sen küstürürsen, bu dert hangi dilde susulur?
Yol biter, iz silinir, menzil biter
Sesim boşlukta bir asma yaprağı gibi asılı kalır.
Yüzümdeki bu çizgiler, seninle yürünen yolun haritasıdır,
Sen silersen bu yolu, yönümü hangi yıldızdan sorarım?
Bilirsin, sığamadım koca dünyaya, geldim kapına,
Kendi dilimden kaçıp, senin o gizli alfabene saklandım.
Öyle bir sevda ki bu, hırçınlığım çocukça,
Sessizliğim, sesine duyduğum o kadim muhtaçlıkta...
Üzme beni, olur mu?
Çünkü sen benim hem gurbetim,
Hem sığındığım tek sılam oldun.
Ben koca dünyayı seninle susturdum,
Şimdi seni kime şikayet edeyim, seni kimde avutayım?
Üzersen, hangi kapıyı çalsam ardında yokluğun bekler,
Üzersen, içimdeki o çocuk yetim, çarelerim çaresiz kalır.
Seni geçmişin ağır gölgesinden çekip almışken,
Geleceğimi kirpiklerinin ucuna asmışken,
Kırma dalımı, dökme yaprağımı...
Seni, o tanımadığım harflerin merhametiyle sevdim,
Aşk bir boran gibi vurdu, içimi ısıttı ansızın.
Eğer gidersen, hiçbir alfabede yer bulamam kendime,
Hem dermanım olursun hem korkulur ki en derin yaram...
Üzme beni…
Seni sana anlatmakla tükenir bu ömür,
Ama sen susarsan, ben ebediyen ölürüm
Kayıt Tarihi : 17.1.2026 11:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!