Sende kazanmadın
Kara bir düş gibiydi sanki yılların öğrettikleri,
Çoğu zaman uzun bir yolculuk bazen kısa bir yürüyüş
Duygularıma peşkeş çekildiği anatomik bir yara
Kanımda zehirli bir aşk şerbeti
Evet, ben kaybettim
Çokça yanıldık hayatın aldanıştan,
koca bir düzmeceden ibaret olmasının karşısında,
Serseri duygular harekete geçti zaman dilimine hakaretlerini savurarak,
tren raylarına sıkışmış bir hatırayı yeniden canlandırmaya ne dersin diyordu ürkek hayaller,
Farkında mıydık ki haksızlık karşısında suskunluğumuzun bozulmamasına,
Zalimler dünyanın her bir yanını kuşatmışken kaç cansız beden haykırdı toprak altında,
Gerçekten sevince, çocuksu olur bütün hayaller,
Mekanik kalpler bile yarınlara bir umut kırıntısı serpiştirir
Sevince fenalaşır zalimler, kan kusar
Dünya yok hükmünde olur, kirli ellerinde
Etrafı beyaz bir sis bulutu sarar, kör olur gözleri
Sevince kalbi kırık kuşlar ötmeye başlar,
Zamanın akışına uygun hareket ediyor gibi görünüyor olabilir mi ?
Dünün ve bugünün arasına sıkışmış, cehalet kirliliğinin ortasında bir hengâme
Beklentilerin çok altında bulunan bir dünya düzeneği
Yaşıyormuş gibi görünüp fakat beyin ölümü gerçekleşen onlarca topraktan kalıplar
Fırtınalı bir sonbahardan gününden arta kalan o tutarsız haber bültenleri
Fakirin elleri umutla kelepçelenmişken gününü gün eden o dalkavuklar...
Sessizlik insanın kendi içine açıldığı tek kapısıdır çoğu zaman,
Dünya dursun bir yana benlik duygusundan kurtulmasıdır yoklukla sınanırken çoğu durumda,
Erdemi güneş sisteminin merkezine alıp doya doya kavuşmasıdır huzurun verdiği o vicdan rahatlığı,
Kim olduğunu bir yana bırakıp, kim için yaşadığıyla hakikate ulaşmasıdır gerçek varoluş hikayesinde
Şu kokuşmuş kötülük diyarında olanlar, olmuş olanlar, olacaklar, olacak olanları duymazdan gelip bir köpeğin sadakatine muhtaç kalıp onunla onurunu korumaktır,
Taht kavgaları kardeşler arasında sürerken sessizce aradan çekilip kendine karşı saygı kazanmasıdır yürekte taht kurma,
Nihayet son buldu içindeki yalnızlık,
Yağmur damlalarının eşsiz dansıyla buluşmuştu,
Kayboldu her anını hatırladığı çocukluğunun,
Yeniden başlamak istiyordu umudunun onu sarıp sarmalamasından,
Yorgunluğunun onu esir almasından korkmuyordu,
Sanırım anlamıştı,
Güvenebilir miyim sana içimden geldiği gibi,
Hissedebilir miyim varlığımızı, herhangi bir amaca dayatmadan,
Geçirebilir miyim günlerimizi en içten dilekleri birbirimizden esirgemeden,
Yeni, yepyeni güzel umutlara yelken açacak düşlerimizi gerçekleştirebilir miyiz ?
Dünyanın dönüş hızına ayak uydurabilir miyiz ?
Güneşe selam verip, ışığını parıldayan yıldızlarla izleyebilir miyiz ?
Gecenin yarısındayım, bir ben varım birde sonsuz karanlık
Feryat eden acılarıma inat haykırıyorum delirmişcesine
Gelişlerinle kandırıyorum yoksul zihnimi
Karanlıklar aydınlığa kavuşacak diye fısıldıyor sanki şeytan kulağıma
Umutların mucizelere gebe olduğunu inandırırmışcasına
Gözlerimde yılların yorgunluğu, yüzümde geçmeyen kara bir yara
Ve Ben Anladım
Gün devrildi, çoktan götürdü rüzgar ağaçtan savrulan yaprakları
Ve ben düşündüm, kaybolmuş çocukluğumun tam ortasında
Gökyüzü anlattı bana sanki dünyanın o sahte mavisini
Ve ben ağladım, geçip giden bulutlarla inatlaşırmış gibi
Bir kabustan ötesi değildi fırtınalı bir günün karanlığından kaçışımın
Ruhlar azaplar içinde kalır günü geldiğinde
Hayalet şehirler gelir birden aklıma realitenin çok ötesinde
Fırsatını bulur bulmaz kapılar sonuna kadar aralar fırtınalı bir sonbahar gününde
Allah’ın dan bul diyememiş fakat içinde öylece kalmış öksüz bir çocuğun dilinde
Kalırmış en derin acılar en derin ve engin denizlerde
Herkes her şeyin farkında fakat usulca susmak gelir ellerinden yalnızca




-
Songül Yel
Tüm YorumlarŞiir başlıkları çok iyi taptaze bir ekmek kokusu hissi veriyor .