Senin adın olmayan…
Ben koydum adını; olmadığın zamanlara ithafen. Yalan değil ya, yoksun. Olmayansın; bir yanımı boş bırakansın. Olsaydın severdin belki beni, seni sevdiğim gibi. Yanlış anlama, tanımıyorum seni; adını, soyunu, varını, yoğunu… Lakin bir ruh, bir mana koyuyorum masaya; yalnızlığıma, hayallerin kırık kanadına inat, o vesile ile yazıyorum mektubumu.
Olmadığın günlerin burukluğunu sırtlanarak, yalnızlığa gebe kalarak, sisli odalardan topladığım mürekkeple alnıma yazılar yazarak… Söylesene, olmayan; senin adın niye yok? Olmayan, olsaydın ya… Yaralarımda, acılarımda, yardım çığlıklarımda… Sen kötü gün dostu musun, neredesin?
Olmayan… Sevilmeye sevilmeye, sevilmenin ne olduğunu da unuttu bu azadı yarına kalmış köle. Elime bir kalem verdiler, önüme bir kâğıt; "yaz" dediler. Yazdım senin adını…
İlk zamanlar bir görseydin, ne de kuvvetliydi kalemim. Her satır sen, her mürekkep sen, her kâğıt sen; duvarlar, geceler ve dahi gündüzler… Her yanda senin adın. Bir dil değil, binbir lisanda sayıkladım adını. Olmayan, olmayan, olmayan… Ee, sen yine yoksun.
Olmayan… Yokluğuna tütün yaksınlar; fokurdasın Sinan'ın Süleymaniye'de nargilesi. Kubbeden dönen yankıda yok olamayanın sesleri… Yoksun, olmayan… Yarım asrın yarım çeyreği kadar.
Sen yoksun, ben varım.
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta