24 Kasım Öğretmenler Günü
Değerli gönül dostlarım, bugün yapmış olduğum konuşmamı sizlerle payşamayı kendime görev addettim. Sevgi ve saygımla.
Sayın Başkan, Sayın İl Genel Meclisinin Değerli Üyeleri ve Saygın Yöneticileri. Bugün Atatürk’ün Millet Mektepleri Baş Öğretmenliğini kabul ettiği günün, 80. yılını ve öğretmenler gününün de 27. yılını kutlamak maksadıyla, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan, hepinize saygılarımı sunuyorum
Değerli arkadaşlarım,1 Kasım 1928 tarihinde yapılan harf devrimini müteakip, yurdun birçok yerinde millet mektepleri açılarak, okuma yazma seferberliği başlatıldı. Okuma yazma çalışmalarına bir fiil katılan Mustafa Kemal Atatürk’e, 24 Kasım 1928 de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Baş Öğretmenlik unvanı verildi. Bu bağlamda, 24 Kasım günü çok önemli bir gün olup, “Baş Öğretmenlik Günü” olarak kutlanmaktayız.
Bu hatırlamayı yaptıktan sonra, Birkaç hususa değinmek istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün Başöğretmenlik unvanını, öğretmenler günü haline dönüştüren, 1980 ihtilalının Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Sağlamdır. Mustafa Kemal Atatürk’e ait olan bir günü, Türkiye öğretmenlerine vermekle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin almış olduğu kararı yok saymaktan başka bir şey değildir. Bugün Atatürk’ümüzün Baş Öğretmenliğini anma ve anlama günüdür. Bu nedenle, her 24 Kasım’da olduğu gibi, bugünde Başöğretmenimiz Atatürk’ün anısı önünde, saygıyla eğiliyorum.
Öğretmenler gününün tarihsel geçmişine bakacak olursak, 16 Mart günü, öğretmen okullarının açıldığı gündür. Bu günün Öğretmenler Günü olarak kabul edilmesi gerekirdi. Bu durum, o günün şartlarında kabul edilmese de, o şartlar ortadan kalktıktan sonra kabul edilebilirdi. Hatta dünya öğretmenleri günü olan ve Birleşmiş Miletlerin Eğitim Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) kabul ettiği 5 Ekim 1994 gününü, Türkiye Öğretmenler Günü olarak da kabul edilmeliydi.
Bakın değerli arkadaşlarım, Toplumları yönetenler ve yönetilenler, toplumumuz yararına olan temel gerçekleri görmemezlikten gelemezler. Ülkemizin sağlık ve selameti için, bunları yapmak zorundayız. Aksi halde dünya yaşamında, büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalırız. Bunu bilmemiz gerekir ki, dünyayı sorunlu hale getiren cehalettir. Cehaleti ortadan kaldırmadan, huzura kavuşmamız imkânsızdır. Cehaleti ortadan kaldıracak kişilerde, yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Bu başarıyı sağlayacak öğretmenlerin de, bilgi ve beceri birikimine sahip olmaları gerekmektedir. Çünkü öğretmenin imalatı insandır. Bu insan 6-18 yaşta olan ve öğrenme çağında ki çocuklardır. Onları pozitif düşünce ışığında yapıcı, yaratıcı, zihinsel gelişimi işlek ve bağımsız iş yapma yeteneği oluşan birey olarak yetiştirmiş olsunlar. Toplumumuzun gelişmesi bu ilkelere bağlıdır. Eğitim-öğretimi düzenli olan bir toplumun, gelişimi ve refah seviyesinin yüksek olması bu şekilde oluşur. Böyle bir toplumun bireylerinden, dünyaya gelecek çocukların sosyal genleri düzenli ve sağlıklı olmuş olur. Hatta zekâ düzeyleri gelişkinlik gösterir. Bu göstergelerin oluşumunu sağlayacak bir programa ihtiyaç olduğu gibi, bu programı uygulayacak bilgi ve beceri sahibi, öğretmenlerin de yetiştirilmesine ihtiyaç vardır. Ne yazık ki 1980 den başlayan yok etme politikası, eğitim kurumlarının içini boşaltıp, yozlaştırarak, istedikleri düşünceye göre bir kadrosu oluşturdular. Böylece, Türk eğitim sistemini çağın gerisine götürdüler. Bunun temel göstergesi, toplumumuzda gitgide öğretmene ve öğretmen yetiştiren kurumlara karşı bir ilgisizliğin çoğaldığıdır. Durum böyle olunca, eğitim kalitesi düştü. Buna paralel, sevgisizlik oluştu, işsizlik yoğunlaştı, hırsızlık ve kapkaççılık arttı, anarşik hareketlenme yoğunluk kazandı. Bütün bunlarla beraber, cehalet zincirin halkaları çoğalıp kalınlaştı. Bu yönde gelişme gösteren tehlikeye karşı, gerekli önlemler alınmadığı takdirde, bu tehlikeyi ortadan kaldırmak imkânsızlaşmış olur. Böyle bir düzensizlik içinde, yaşamak hiç bir kimseyi mutlu etmez. Bu gerçekleri görüp, ona göre eğitim-öğretimi en kısa zamanda, yeniden yapılanmayı başlatmak gerekmektedir. O zaman öğretmenlerimiz, toplumumuzun her alanında yerlerini almış olurlar. Bu ciddiyet içinde, bütün imkânlarımızı kullanmak zorundayız. Aksi halde, başı dik nesillerin yetişmesi, mümkün olmaz. Evrensel bağımsızlıktan söz etmemiz imkânsızlaşır.
Sayın Başkan, Sayın İl Genel Meclisimizin Değerli Üyeleri ve Saygın Yöneticileri. Öğretmenler Gününde, öğretmenlerimizin genel durumunu gözler önüne sererek konuşmamı tamamlamış olacağım. Ülkemizi yöneten siyasi iktidarda kim olursa olsun, öğretmenlerin sosyal, ekonomik ve kültürel düzeylerini düzeltmelidirler. Onların kimliğine yakışmayan ikinci bir işte çalışmasının önüne geçilmelidir. Bütün bu olumsuzluklar düzelmeden, hiçbir kimsenin rahat nefes alabileceğini zannetmiyorum. Bu şartlar düzelmeden, hiçbir kimse, evrensellikten bahsetme hakkını kendinde görmesin. Bu şartlarda yaşayan öğretmene, 24 Kasım günün kutlu olsun demenin hiçbir anlam ifade etmeyeceği kanısındayım. Öğretmenlere aslı görevlerini yapmaları için gereken koşullar sağlanmalıdır. Sağlansın ki, medeniyetin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ün göstermiş olduğu hedefe ulaşılsın. Atatürk diyor ki , “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” O’nun göstermiş olduğu hedef de, kültürle, sanatla ve çağdaş medeniyetle bütünleşme vardır. Bu itibarla, Türkiye Cumhuriyeti Devletini sonsuzluğa taşıyacak olan gençlerimize, her türlü sorumluluk bilincini aşılayacak öğretmenlerdir. Bu anlamda, başta başöğretmenimiz Atatürk olmak üzere, ülkemiz için canla başla çalışan bütün öğretmenlerin, hayatta olmayanlarını rahmetle anıyor, halen çalışmayıp emekli yaşamı sürdürenlere afiyet ve huzur diliyor, çalışan öğretmenlerimizin günlerini kutluyor ve her zaman bu ülkenin onlara sonsuz ihtiyaçlarının olduğunu bilmelerini istiyor ve sözlerimi bu dileklerimle tamamlıyor, hepinize saygılarımı sunuyor ve teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.
Mürsel Adıgüzel
..
Değerli şair dostlarım. 24 Kasım Öğretmenler günü nedeniyle,İstanbul İl Genel Meclisi'nde Yapmış olduğum konuşmamı sizlerle paylaşmayı görev saymaktayım.Bu günüm hepimize kutlu olması diliyorum.
Sayın başkan, Sayın meclis üyeleri, Değerli bürokratlar.
Bugün 24 Kasım öğretmenler günü nedeniyle, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan, hepinize saygılarımı sunarım.
Hepinizin bildiği gibi, insanın dünyaya gelişi ve hayata merhaba değişinde, ilk gözünü açar açmaz etrafındakileri algılar. Sürekli olarak çevresinde olup bitenleri kavramaya çalışır. İhtiyaç duygularını çeşitli ses ve davranışlarla belirtir ve annesinden, aile içinde bulunanlardan yardım ister. Bu yıllar içinde yemek yemeği, emeklemeği yürümeği ve konuşmayı öğrenir. Yedi yaşına kadar, kişilik ve karakter gelişimini tamamlar. Ailenin çocuğa verecekleri de bunlardan ibarettir. Daha fazla öğrenme çağı geldiğinden, çağa okul çağı ve ya okul yaşı denilmektedir.
Sayın Başkan, Değerli meclisini üyeleri.
İnsanın, donanımlı bir öğrenmeğe sahip olması için okula ve okulda da öğretmene ihtiyaç bulunmaktadır. Öğretmen, kişinin sağlıklı bilgilere sahip olması açısından; sosyal, ekonomik ve demokratik haklarının yanında, teknik donanımlı olması için çalışır.
Öğretmenler, insani eğitmeği ve öğretmeği meslek edinen kimselerdir. İnsanın her türlü davranış biçimine yön veren, yaşadığı toplumda birinci derecede faydalı kişiliğe sahip olmasını sağlayan ve kavratandır.
Bu bakımdan bizlere düşen görev, değerli öğretmenlerimize hakkettiği saygıyı göstermemiz gerekmektedir. Mesleğe yeni başlayanlara da gerektiği gibi yardımcı olmamız ve emekli olanlarına gerekli saygıda kusur göstermemeliyiz.
Öğretmene güzel sözleri 24 Kasımlar da söylemenin dışında, her zaman o değerin insanı olarak söylemeli ve elerini öpmeliyiz.
Çünkü: Atatürk’ün öğretmenden istediği “Muallimler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.” Sözüyle, insanını her alandaki başarısında öğretmenin payı ve yeri büyüktür.
..
24 KASIM 2013 ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Değerli öğretmen arkadaşlarım ve sevgili okurlarım. 24 Kasım 2013 Öğretmenler Gününüz kutlu olsunla yazıma başlamak istedim.
24 Kasım Mustafa Kemal Atatürk ün 24 Kasım1928 yılında, millet mekteplerini açtığı, Arap Alfabesinin kaldırıldığı, onun yerine Latin harflerinden oluşan alfabemizin kabul edildiğini kutlamaktayız. Bu gün, öğretmenlerimize ve halkımıza kutlu olsun.
Mustafa Kemal Atatürk, dilimize ve sesimize uymayan Arap Alfabesinin yerine, dilimize ve sesimize çok uygun olan ve uyum sağlayan Latin Harfleriyle yapılacak öğretimi bizzat kendisi kara tahta başına geçerek öğretilmesini, göstermiştir. Bu nedenle de Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine Baş Öğretmenlik unvanını vermiştir.
Harf devriminin yapılması sonucunda, o gün yüzde on okuryazar oranı, bugün yüzde doksanların üstüne çıkmıştır. Ülkemizde yaşayan ve okuma yazma bilmeyen herkesin okuryazar olması hedeflenmiştir
24 Kasım Öğretmenler Günü’ne nasıl gelindiğine bakıldığında, 12 Eylülcülerin yapmış olduğu ihtilalının, birici derecede ki has adamı olan, Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Sağlam‘ın eseridir. Bakan bu günü, bütün öğretmenler günü olarak kutlanmasını sağlamıştır.
Ne yazık ki, dünya da kutlanan 5 Ekim öğretmenler günü bizde kutlanmamaktadır. Kaldı ki ülkemizde kutlanması gereken öğretmenler günü, öğretmen okullarının açılış günü olan 16 Mart günüde kutlanmalıdır. Ne yazık ki asıl “Öğretmenler Gün” bizim öğretmenlerimize çok görülmüştür.
Ya dünyanın kabul ettiği 5 Ekim güne uyarsın, ya da öğretmen okullarının açılışın olan 16 Mart gününü esas alınarak Öğretmenler Gününü kutlatırsınız.
Sevgili okurlarım. Toplumları yönetenler ve yönetilenler diye ikilemli düşündüğümüzde, kimlerin kimlere ne sunduğu ortaya çıkar. Gelin ülkemizin güzel insanları. Gelin birlikte oturup düşünelim. Ortak aklımızı kullanarak, çağdaş bir Türkiye yaratmak adına, çağdaş öğretmenlerin yetiştirilmesini sağlayalım. Onlarda bizim çocuklarımızı, çağdaş insan olarak yetiştirmiş olsunlar. Bu sayede, Donanımlı yetiştirilen insanlar, anne baba olduklarında, kindar ve dindar değil sosyal düzeyleri düzenli ve düzeyli olan çocuklar dünyaya getirsinler. Böylece, mutlu ve huzurlu bir yaşam kurulmuş olsun.
..
Değerli okurlarım, 24 Kasım 1928, Mustafa Kemal Atatürk’ün millet mekteplerini yaşama geçirdiği gündür. O gün Arap harfleri yerine, Latin harflerinden oluşturttuğu alfabeyi tanıttı. Bundan sonra, bu alfabeyle, okuma yazmaya yapılacağını ilan etti. Bütün yurtta herkesin okuryazar olması için büyük bir seferberlik hamilesini başlaştı. Böylece bu gün aydınlık geleceğin ilk meşalesini yakmış oldu.
Bu gelişmeler üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Atatürk’e Baş Öğretmelik unvanını verdi. 24 Kasım günü, Başöğretmenlik günü olarak anılmaktaydı.
1980 ihtilalının mimarından olan ola, o günün Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Sağlam 1981 yılında, 24 Kasımın gününün “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmasını sağladı.
Ne var ki bütün dünya devletlerinde öğretmenler günü, 5 Ekim Günü olarak kutlanmaktadır. Maalesef, biz bu kutlamanın dışında kalmışızdır. Kaldı ki hepsi bir yana, 16 Mart 1848’de açılan öğretmen okullarının kuruluşu gününü bile kutlamıyoruz. Bu gününde dikkate alınmadığına bir anlam veremiyorum.
Hâlbuki Milli kavramları dâhilinde, ortak aklımızı kullanarak insanca yaşanır bir dünyayı nasıl kurabilir diye düşünmek zorundayız. Öncelikle çağdaş dünyayı yaratacak öğretmenleri donanımlı yetiştirelim. Onlarda, önce çocuklarımızın nasıl yetiştirilmesi gerektiğini bilsin ve o felsefe ışığında adam etsinler. Çocuklarımız büyüyüp, anne baba olduklarında sosyal genleri pozitif olan, çocuklara sahibi olsunlar. Böylece sağlam temelli toplumlar oluşmuş olsun.
Kaldı ki Milli Eğitim Politikalarımızı tespit ederken, öğretmenin ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını da göz ardı edilmemelidir. Öğretmenlerin çocuklarımıza daha faydalı olması yönünde, bütün imkânlar kullanılmalıdır. Kullanalım ki, geleceğimizin başı dik nesilleri yetiştirilmiş olsun.
Bugün öğretmenler günüdür deyip, o anlam da kutlamak hiçbir zaman öğretmenin sorununu çözmez.
Öğretmenlerin içinde bulunduğu şartları ve sorunlarını çözemedikten sonra, hiçbir somut veri elde edemeyiz. Bu nedenle kendi kendimizi kandırmamıza gerek yoktur.
Başta Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve eğitime hizmet etmiş ve bugün aramızda bulunmayanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Emekli olan öğretmenlerimize sağlıklı ve huzurlu bir yaşam diliyorum. Görevi başında bulunan öğretmenlerin de günlerini kutluyor be başarılar diliyorum. Ülkemizin geleceğini temsil eden çocuklarımıza daha iyi annelik ve babalık yaptıklarına ve yapacaklarına inanıyorum. İçinde bulundukları öğretmenlik mesleğin nedenli kutsal bir meslek olduğunun bilincinde olduklarını biliyorum. Başöğretmen Mustafa kemal Atatürk’ü takip ettikleri takdirde, cumhuriyetin ve demokrasimizin dahada güçleneceğine inanıyorum. Bu vasıflar içinde var olan bütün öğretmenlerimizin, tekrar günleri kutlu olsun diyorum.
Saygılarımla.
..
Değerli okurlarım, 24 Kasım 1928, Mustafa Kemal Atatürk’ün millet mekteplerini yaşama geçirdiği gündür. O gün Arap harfleri yerine, Latin harflerinden oluşturttuğu alfabeyi tanıttı. Bundan sonra, bu alfabeyle, okuma yazmaya yapılacağını ilan etti. Bütün yurtta herkesin okuryazar olması için büyük bir seferberlik hamilesini başlaştı. Böylece bu gün aydınlık geleceğin ilk meşalesini yakmış oldu.
Bu gelişmeler üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Atatürk’e Baş Öğretmelik unvanını verdi. 24 Kasım günü, Başöğretmenlik günü olarak anılmaktaydı.
1980 ihtilalının mimarından olan ola, o günün Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Sağlam 1981 yılında, 24 Kasımın gününün “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmasını sağladı.
Ne var ki bütün dünya devletlerinde öğretmenler günü, 5 Ekim Günü olarak kutlanmaktadır. Maalesef, biz bu kutlamanın dışında kalmışızdır. Kaldı ki hepsi bir yana, 16 Mart 1848’de açılan öğretmen okullarının kuruluşu gününü bile kutlamıyoruz. Bu gününde dikkate alınmadığına bir anlam veremiyorum.
Hâlbuki Milli kavramları dâhilinde, ortak aklımızı kullanarak insanca yaşanır bir dünyayı nasıl kurabilir diye düşünmek zorundayız. Öncelikle çağdaş dünyayı yaratacak öğretmenleri donanımlı yetiştirelim. Onlarda, önce çocuklarımızın nasıl yetiştirilmesi gerektiğini bilsin ve o felsefe ışığında adam etsinler. Çocuklarımız büyüyüp, anne baba olduklarında sosyal genleri pozitif olan, çocuklara sahibi olsunlar. Böylece sağlam temelli toplumlar oluşmuş olsun.
Kaldı ki Milli Eğitim Politikalarımızı tespit ederken, öğretmenin ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını da göz ardı edilmemelidir. Öğretmenlerin çocuklarımıza daha faydalı olması yönünde, bütün imkânlar kullanılmalıdır. Kullanalım ki, geleceğimizin başı dik nesilleri yetiştirilmiş olsun.
Bugün öğretmenler günüdür deyip, o anlam da kutlamak hiçbir zaman öğretmenin sorununu çözmez.
Öğretmenlerin içinde bulunduğu şartları ve sorunlarını çözemedikten sonra, hiçbir somut veri elde edemeyiz. Bu nedenle kendi kendimizi kandırmamıza gerek yoktur.
Başta Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve eğitime hizmet etmiş ve bugün aramızda bulunmayanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Emekli olan öğretmenlerimize sağlıklı ve huzurlu bir yaşam diliyorum. Görevi başında bulunan öğretmenlerin de günlerini kutluyor be başarılar diliyorum. Ülkemizin geleceğini temsil eden çocuklarımıza daha iyi annelik ve babalık yaptıklarına ve yapacaklarına inanıyorum. İçinde bulundukları öğretmenlik mesleğin nedenli kutsal bir meslek olduğunun bilincinde olduklarını biliyorum. Başöğretmen Mustafa kemal Atatürk’ü takip ettikleri takdirde, cumhuriyetin ve demokrasimizin dahada güçleneceğine inanıyorum. Bu vasıflar içinde var olan bütün öğretmenlerimizin, tekrar günleri kutlu olsun diyorum.
Saygılarımla.
..
5 Ekim 2008 Dünya Öğretmenler Günü Konuşma Metnim
Değerli arkadaşlarım, 6 Ekim 2008 günü İstanbul İl genel meclisinde Yapmış olduğum konuşmamı sizlerle baylaşmaktan onur duymaktayım.
Beş Ekim gününün “Dünya Öğretmenler Günü,” olması münasebetiyle şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sayın
5 Ekim 1994 tarihinde, Birleşmiş Milletlerin Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü olan (UNESCO) , 5 Ekim gününü “Dünya Öğretmenler Günü” olarak kabul edilmiştir. Bu günün anlam ve önemine uygun kutlanması bizim üzerimizde emeği olan öğretmelerimize karşı görevimiz olmalıdır diye, düşünüyorum. Ama ne yazık ki, çok zaman akıllara bile gelmediğini görüp durmaktayım. Böyle olsa bile, şahsım ve mensubu bulunduğum meclisimiz adına, bütün öğretmenlerimizin bu anlamlı günlerini kutluyor, başarılı bir yıl geçirmelerini temenni ediyorum.
Bilmemiz gereken bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. O da bir ülkenin gelişip kalkınması ve çocukların çok iyi yetiştirilmesini sağlayacak olan “çok kaliteli öğretmenle birlikte, gerçekçi eğitim- eğitimle olur”. İnsanlığın yaşam boyu geleceği, aileden başlayan süreci, öğretmenin bilgi ve beceri kazandırmasıyla tamamlanır. Öğretmenlerin görevleri, sadece okul içiyle sınırlı değildir. Onlar toplumun için de varlıklarını sürdürürken, yerine getirmeleri gerekli olan görevleri de vardır. Bu görevlerden her hangi birisinde eksiklik olduğunda, bu eksikliğin nedenlerini düşünmek zorundayız. Bugün ülkemizde 11 milyon, dünyada da 100 milyonun üstünde çocuk okula gitmektedir. Bu çocukların yarısından fazlası da kız çocuklarıdır. Öğretmenler hiçbir ayrıcalık yapmadan, eşitlik ilkesi içerisinde görevlerini yapanlardır
Bütün bunları dikkate aldığımızda, Öğretmenlerimizin de çocuklarımıza daha iyi gelecek vaat etmesi açısından, SAĞLIKLI BİR YAPI İÇİNDE YETİŞTİRMELERİ GEREKMEKTEDİR. Bu durum ülkemizin birlik ve beraberliğinin devamı açısından çok önemlidir. Öğretmen yetiştiren okulların, özel bir ayrıcalığının olması gerekmektedir. O zaman kaliteli insan ve gelişmiş bir ülkenin huzurlu vatandaşı olmuş oluruz.
Ne var ki, bizler genellikle öğretmenlerin sorunlarını bilmiyor ve bu sorunların ortadan kalkması için bir gayret sarf etmiyoruz. İş böyle olunca da, “eğitim-öğretimde” ortaya çıkan farklılık bir takım olumsuzlukları, beraberinde getirmektedir. Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması maksadıyla, uluslararası düzeyde oluşturulan bir yapılanmanın sonucunda, öğretmenlerin sorunları ele alınmış ve nelerin yapılması gerektiği karara bağlanmıştır. Bizimde öğretmene bakışımız bu yönlü olması gerekir. O nedenle öğretmenlerin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözme kavuşturulmalıdır. Dünyanın birçok ülkesi öğretmenlerinin yaşam seviyesini standartlıktan çıkarmış olup, olması gereken şartları sağlamıştır. Ülkemizin geleceğinin şekillenmesine emeği olan öğretmenlerimizin her türlü ekonomik ve sosyal hakları dünya standartları seviyesine çıkarılmalıdır. Ancak o zaman öğretmenlik mesleğini birinci derecede kaliteli duruma getirebiliriz. O zaman, istediğimiz ölçütte bir sonuca ulaşmış oluruz. Öğretmenlerimiz, sıkıntı yaşamadığı zaman, temel görevi olan öğretmenlik mesleği dışında hiçbir arayış içinde olmaz. Tam anlamıyla tarafsız bir biçimde ülkemizin gelişip kalkınmasında yer alacak nesillerin yetiştirilmesinde gayret sarf etsin. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Gününün ana teması, “DAHA KALİTELİ ÖĞRETMEN, DAHA KALİTELİ EĞİTİMDİR.”
Ülkemizde, başta eğitim-öğretim olmak öğretmenimize yapacağımız yatırım, ülkemizin geleceğini daha iyi bir biçimde şekillendirmiş olur. Bu bakımdan, öğretmenlere, gereken önem verilmelidir. Öğretmenlerimizin görevi olan, eğitim-öğretimi başlayan ve bilimin ışığında gelişmemizi sağlayan, her türlü sanatın ve bilimsel teknolojinin içinde olabilen olsunlar. Bu gerçekler göz ardı edilmeden, eğitime ve eğitimciye önem verilmelidir. Bunu bilmek gerekir ki kaliteli eğitim-öğretim, kaliteli öğretmenler ile sağlanır. Zengin toplumların oluşması, çocuklarının kaliteli eğitim-öğret. Görmeleriyle oluşmuştur. Öğretmeni bilgisiz, eğitim-öğretimi düşük amaçsız olan ülkeler geri kalmışlıktan kendilerini hiçbir zaman kurtaramazlar. İlmin ve bilimin hayat damarlarında akan kan öğretmendir. Bundan yoksun kalmış toplumlar çağdaşlaşamaz, medeni milletlerin seviyesine ulaşamaz. Bu nedenledir ki, Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor? “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” Ülkemizin gelişip kalkınmasında, yeni nesillerin çağdaş medeniyetin getirdiği ölçüler içinde olmalarını sağlayalım. Aksi takdirde içimizde suçlu arayıp bulmaya çalışırız. Şunu söylerim ki, bu geri kalmışlığın temelinde yatan eşitsizliğin suçlusu hepimiz iz. Başka suçlu aramaya gerek yoktur.
Öğretmenlik mesleğinin içinde gelen bir arkadaşınız olarak, görüp yaşadıklarımın bir kısmını söylemem bile beni yaralamaktadır. Ülkemizdeki öğretmen ve emeklilerinin gelirlerine bakıldığında, insanın yüzü kızarıyor. Bu mudur bu toplumun aydınlık geleceğini tayın edenlere biçilen değer. Öğrencisinin gözü önünde limon satan veya bir yerde garsonluk yapan kişiden ne beklersiniz. Burada bir gerçek var, oda öğretmene olan saygınlık yok olup gitmektedir. Hayat şartlarının zorluğu içinde kıvranan ve bu sebepten ötürü istemese dahi istemsiz olarak bir kısım öğretmenlerimiz, kimliğine yakışmayan bir takım ticari işlerin içinde olmak zorunda kalmaktadırlar. Hâlbuki devleti yönetenler bilmeliler ki, öğretmenlerin mesleki bilgi düzeylerinin mutlaka artırılması gerektiğini ve bu yönde gerekli önlemlerin alınmasının şart olduğunu, hatta öğretmenlerin, ekonomik ve sosyal sorunlarının ivedilikle çözümlenmesinin kaçınılmaz olduğudur. Bu sorunlar çözülmediği takdir de, eğitim-öğretimde ki var olan sıkıntıları ortadan kaldırmak mümkün değildir. Var olan sorunlarla birlikte, yeni oluşacak sorunlarla baş edemeyiz. Biz bu ve buna benzer nedenlerden dolayı, Milli Eğitim Politikalarını yeniden gözden geçirmek zorundayız.
Bir başka sorunda, öğretmenlerimizin, gelişen teknolojiden mutlaka yararlanması sağlanmalıdır. Onları, kahvehanelerden ve buna benzer yerlerden kurtararak, pedagojik biçimlenmelerini tamamlayacakları yerlerde olmalarını sağlamak gerekir. Hatta çağdaş yapılanma esasları düşünülerek, her türlü öğrenim olanakları sunulmalıdır. Öğretmen, az öğretip çok not dağıtan olmaktan çıkarılmalı, çok şey öğreten, “eğitim-öğretimi” ciddiye alan ve öğrencisine örnek olan bir anlayış statüsüne kavuşturulmalıdır. Öğretmen hiçbir zaman, siyasi, etnik, yöre, cinsiyet, zengin, fakir, din ve mezhep ayrımı yapmadan, görevini en iyi şekilde yapmasını bilen olmalıdır. İnsanların eğitim hakları temel haklardan birisidir. Bu hakların sağlanmasını da devletimiz ücretsiz yapmak zorundadır. Bilgi düzeyi yüksek insanların yetiştirilmesi buna bağlıdır.
..
Sevgili okurlarım, bugün öğretmenler günü olması münasebetiyle emekli bir öğretmen arkadaşınız olarak, sizlerle birkaç hususu paylaşmak istiyorum.
Bugün ülkemizde eğitim -öğretimde hizmet sunmakta olan 800 bin öğretmen mevcuttur. Bu öğretmenlerimizin konumu düşünüldüğünde, kutsal görevlerinin karşılığında nasıl yaşadıklarını gözden geçirmemiz gerekmektedir. Öğretmenlerin yoksulluk içinde yaşadıklarını bilmeden ve durumlarını düzeltmeden, günlerini güncelleyerek kutlamanın pekte işe yarayacağını düşünmüyorum.
Günün koşullarında yoksulluğun pençesine düşmüş olan ve birçok kültürel değerlerden mahrum kalan, görmesi, bilmesi ve öğrenmesi gereken bilgilerden yoksun bırakılan öğretmelerin günlerini kutlasak ne olur, kutlamasak ne olur.
Öğretmenleri mutlu etmek istiyorsak, ülkemizin geleceğini düşünüyorsak, bir an önce gerekli olan bütün tedbirleri almalıyız. Öğretmenlerin sorunlarına bir an önce çare bulmalıyız.
Gördüğüm kadarıyla bu zihniyetle ne bir çare, nede bir önlem alınacağa benzemiyor. Çünkü benim gibi düşünürsen varsın mantığı her daim olumsuzluğun içine ve bataklığın sonsuzluğuna götürür. Kaldı ki, sendikalaşma sürecinde, pozitif bilimin hiçe sayılması adına ortaya çıkan, sözüm ona öğretmenim diyenlerde, öğretmenlere zülüm etmeye başlayan sendikada var oldu. Hal bu iken, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemlerinde çok önemli bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Mustafa kemal Atatürk diyor ki: “Öğretmenler, bu vatan sizden fikri hür, vicdanı hür nesiller ister.” Bu düşünce gerçekleşmediği sürece, gerçek bir yurt severin yetiştirilmesi mümkün olmayacaktır. Olması da mümkün değildir. Zaten olmuş olsaydı, bu günkü eğitimin yazboza dönmesi mümkün olmazdı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün milli eğitimin, milli kavramlarının ülke geleceği açısından önemini vurgularken, bu günleri düşünmüş olmalı ki, “Muallimler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” Demiştir. Bunları söylerken, tek vücut bir aydınlanma ateşinin yakılmasını istemiştir. Yoksa göstermelik olarak, 24 Kasım’ın Millet mekteplerinin Başöğretmenliğinin kabulünün pekte önemli olmadığını söylemiştir. Nedenine gelince, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Başöğretmenlik Unvanı verildiğinde, söylediği bu söze dikkat çekmek isterim.
Mustafa Kemal Atatürk, diyor ki, “sizler ve bizler bu davanın tek adamıyız ve hepimiz başöğretmen olmalıyız, aksı halde bu cehaletin üstesinden gelemeyiz.”diyor.
Şimdi 24 Kasım 1982 tarihinden bu güne öğretmenler günü kutlanıyor. Ya Allah aşkına siz hangi günden bahsediyorsunuz. Hele hele son zamanlar da ortaya çıkan olumsuzlukları gördükten sonra.
Her keyfi düşünce bir torba yasasıyla değiştirilerek, öğretmen ve müdürlerin sürgününü gördük. Hangi öğretmen mutlu ki gününü kutlayım. Ha torbadan çıkanlar ister. Kusura bakmasınlar, onları torbacılar kutlasın.
Bende Başöğretmen Mustafa Kemal’ın izinden giden öğretmenlerin, gününü kutluyorum.
..
Sayın Başkan,
Sayın İl Genel Meclisimizin Saygın Üyeleri ve Değerli yöneticileri.
Bugün “5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü,” Bu gün Birleşmiş Milletlerin Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü olan (UNESCO) tarafından 1994 yılında kabul edilen ve o günden buyana, “Dünya Öğretmenler Günü” olarak, kutlanması nedeniyle bütün öğretmenlerimizin çok önemli olan bu gününü kutlamak maksadıyla, şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinize saygılarımı sunarım
Sayın Başkan,
Sayın İl Genel Meclisimizin Saygın Üyeleri,
Bir ülkenin gelişip kalkınması “çok kaliteli öğretmen ve kaliteli eğitimle olur”. Öğretmenlerin görevleri, sadece okul içiyle sınırlı değildir. Onlar toplumun içindede varlıklarını sürdürürken, yerine getirmeleri gerekli olan görevleri vardır. Bu görevlerden her hangi birisinde eksiklik olduğunda, bu eksikliğin nedenlerini düşünmek zorundayız. Bugün ülkemizde 10 milyon, dünyada da 100 milyonun üstünde çocuk okula gitmektedir. Bu çocukların yarısından fazlası da kız çocuklarıdır.
Öğretmenlerimizin, çocuklarımıza daha iyi gelecek vaat etmesi açısından, SAĞLIKLI BİR YAPI İÇİNDE YETİŞTİRMELERİ GEREKMEKTEDİR. Bu durum her bakımdan çok önemlidir.
Ne var ki, bizler genellikle öğretmenlerin sorunlarını bilmiyor ve o sorunların ortadan kalkması için bir gayret sarf etmiyoruz. İş böyle olunca da, “eğitim-öğretimde” ortaya çıkan farklılık bir takım olumsuzlukları, beraberinde getirmektedir. İşte bu farklılığın ortadan kaldırılması maksadıyla, uluslararası düzeyde oluşturulan bir yapılanmanın sonucunda, öğretmenlerin sorunları ele alınmış ve nelerin yapılması gerektiği karara bağlanmıştır. Bizde de, bilinmesi ve kabul edilmesi gereken bir durum var. O durumda, öğretmenlerin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmektir. Çeşitli ülkelerdeki öğretmenlerin içinde bulunduğu şartları, bizde öğretmenlerimize sağlamalıyız. Sağlamalıyız ki, öğretmenlik mesleğini birinci derecede kaliteli duruma getirebilelim. İşte o zaman, istediğimiz ölçütte bir sonuca ulaşmış oluruz. Bu açılardan baktığımızda, Öğretmenlerimize ne yapsak az gelir. O zaman, öğretmenler gününün önemi ve anlamı, daha da belirginleşir. Dünya Öğretmenler Gününün ana teması, “DAHA KALİTELİ ÖĞRETMEN, DAHA KALİTELİ EĞİTİMDİR.”
Ülkemizde de eğitime vereceğimiz önemle, öğretmene yapacağımız yatırım sonucunda, geleceğimizi şekillendirmiş oluruz. Bu bakımdan, öğretmenlere gereken önem verilmeli ve onların vereceği eğitime, bilime, araştırmaya ve teknolojiye her aşamada gerekli payı ayırmak zorundayız. Bu nedenle, Eğitime ve eğitimciye yapılan yatırım çok önelidir. Kaliteli eğitim, kaliteli öğretmenler ile sağlanır. Zengin toplumların oluşması, çocuklarına kaliteli eğitim almalarına bağlıdır. Kaliteli öğretmenden yoksun olan toplumlar, başka ülkelerin himayesinde yaşamaya mahkûmdurlar. Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamız gerekir.
Sayın Başkan,
..
24 Kasım Öğretmenler Günü
Değerli arkadaşlarım. Bugün Mustafa Kemal Atatürk'ün, 24 Kasım 1928 tarihinde Millet mekteplerinin açılışını yaptığı gün dür. Bu gün ilk olarak dilimize ve sesimize uyan bugünkü alfabenizin kabul edilişinin ardından, herkesin okur yazar olması anlamınını taşıyan gündür. Mustafa kemal Atatürk’ün Başöğretmenlik unvanını alması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin O yüce insana bu unvanı vermiş olması çok önemlidir. İşte bu nedenle, bu gün 24 Kasım, Baş Öğretmenlik günüdür ve O yüce insanı şükranla anıyorum. Bu hatırlamayı yaparken, şunu da vurgulamak istiyorum. Bugün, 1980 ihtilalinin mimarından olan ola, o günün Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Sağlam'ın hatırlaması sonucunda, böyle bir günün varlığı böyle ortaya çıkmış oldu.
İşin özü, bu gün Atatürk'e Baş Öğretmenliğin gecikmeli olarak, 1981 yılında verilmesidir. Bugün Atatürk’ümüzü anma günüdür ve ülkemize has bir gündür. Bütün dünyadaki gibi kutlanan bir öğretmenler günümüz halen yoktur. Bu durumu görmemezlikten gelenlere hala bir anlam veremedim. Ya dünyaya uyarsın, ya da kendi kuruluş tarihine. Dünya 5 Ekim diyor. Bizde Öğretmen okullarının açılışı olarak 16 Mart diyorsak, neden kabul görmediğini hala anlamak mümkün değil. Neden ve niçin bu dayatmanın yapıldığını anlamak mümkün değil. Neden bütün temel gerçekleri göz ardı edip, kaçıyoruz.
Bakın değerli okur ve yazar arkadaşlarım. Toplumları yönetenler ve yönetilenler diye ikilemli düşündüğümüzde, kimlerin kimlere ne sunduğu ortaya çıkar. Gelin Hey dünyamızın güzel insanları. Gelin birlikte oturup düşünelim. Düşünelim ki, yaşanır bir dün yayayı nasıl kurabiliriz. Düşünelim ve kafalarımızı o temel ilkelere yoralım. Çağdaş bir dünyayı yaratmak için, o felsefeyi bilen öğretmenlerin yetiştirilmesi sağlayalım. Onlarda, önce çocukların nasıl yetişmesi gerektiğini bilsin ve o felsefe biliminde yetiştirsinler. O kişiler anne baba olduklarında, sosyal genleri düzenli olan çocuk sahibi olsunlar. İşte mutlu bir dünya düzenini bu şekilde kurulur derim. Bunun ölçütü de düzenli bir ”eğitim-öğretimle” oluşur. O zaman kaliteli insanlara sahip olmuş olursunuz.
Bu dünyanın çok değerli ve güzel insanları, artık uyumayalım ve uyanalım. Öğretmeni açlık ve saf alete terk etmeyelim. Onların bütün günlerine saygı duyup kutlayalım. Onların toplumumuza daha faydalı olması yönünde, bütün imkânlarımızı kullanalım. Aksi halde geleceğimizin başı dik nesillerin yetiştirilmesi, mümkün olmaz ve hayal olur. Öğretmenlerin 'sosyal-ekonomik ve kültürel' düzenlerini korumazsanız, onların okutmuş oldukları öğrencilerine, simit satmasını engelleyemezsiniz. İşte bu çarpıklığı durup düşünmek zorundayız.
Bütün bu olumsuzlukları düzelmeden, hiçbir kimse gelişen dünya düzeni içerisinde, evrensellikten bahsetme hakkını kendinde görmemelidir. Bugün öğretmenlerimizin günüdür deyip, o anlam da kutlamak hiçbir zaman öğretmenin sorununu çözmez. Onların içinde bulunduğu şartların ve sorunların ele alınarak çözüme kavuşturulmadıktan sonra. Kutlamanıniz hiçbir anlam taşımaz. Kendi kendimizi kandırmamıza gerek yoktur. Bugün,Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün almış olduğu unvanının günüdür ve o anlamda kutlanması gerektiği gerçeğini bilmeliyiz. Öğretmenlerimizin gününü de gün gibi kutlamanın gereğini yerine getirmesi gerekir diye, düşünüyorum.
Çağdaş medeniyetin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ün Devrimlerini savunan ve savunmaya devam edecek olan öğretmeni yetiştirelim. Ondan sonra dönüp günlerini kutlayalım. O zaman cumhuriyetin geleceğinden endişemiz olmaz. İşte o zaman demokrasinin, insanlara gelecek vadi gerçekleşmiş olur.
Saygılarımla.
Mürsel Adıgüzel
..
Eğitim Öğretime Başlarken
Değerli anne babalar ve sevgili öğrenciler, saygı değer öğretmenlerimiz. Okulların açıldığı bugün, hepinize kutlu olsun. Bu önemli günde, birçok bay ve bayan arkadaşlarımın telaşlı olduğunda biliyorum. Bu güzel günü unutmamak gerekir. Çünkü bugün okulların açıldığı ve öğrencilerimizin okula başladığı, ilk günüdür. Bir eğitimci olarak, böyle günlerin ne denli heyecan yarattığını bilenlerdenim. Hele okula yeni başlayan çocukların anne ve babalarının heyecan yaratan seyrine doyum olmaz. Bu günün bütün çocuklarımız hayırlı olmasını diliyor, okumanın ve öğrenmenin çok önemli olduğunu hiç bir zaman akıldan çıkarmamak gerekir.
Çok değerli öğretmenlerimizin de, onurlu bir görevi temsil ettiklerini bilmeleri ve unutmamak gerekir. Öğretmenlik mesleğinin çok önemli olduğunu hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekir. İnsanı adam etme yerin okullar olduğu, ancak okullarda da bu işlevin sahibinin ise öğretmenlerin olduğu bilinmelidir.
Öğrencilerimizin hayata bilinçli bir şekilde hazırlanmasının çok büyük önem arz etmektedir. Bu nedenledir ki; Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenlerimiz için söylediklerini de unutmamamız gerekir.”Öğretmenler, bu vatan sizden fikri hür vicdanı hür nesiller ister” der. Ülkemizin gelişip kalkınması, eğitimli insanlarımızın yetenekleri ölçüsün de gerçekleşmiş olur.
Değerli anne, babalar ve sevgili çocuklar: İlim ve bilim üretildiği yerin okullar olduğunu ve bu okulların medeniyetin gelişmesini sağladığını, bu gelişmenin öncülerinin de, laik ve demokratik cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden giden, çağdaşlık düzeyi çok güçlü olan öğretmenler olduğunu bilmeliyiz.
Günümüzün bütün anne ve babalarına, aynı zamanda onlarla birlikte bu heyacanı yaşayan öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Mürsel Adıgüzel
..
8 Mart Kadınlar Günü
Kadınların temel haklarını teminat altına almak için “Birleşmiş Milletler Örgütü” 8 Mart 1975 yılının da aldığı bir kararla, bu günü “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul etmiştir. O tarihten bu yana, Birleşmiş Milletlerin Üyesi ülkelerde, kadınlar günü kutlanmaktadır. Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlardır. Durum bu iken, kadın sorunlarına çare bulma yerine, zaman zaman siyasi rejim aracı olarak gösterilmiştir. Ülkeyi yönetenler, kadınlarımıza karşı daha gerçekçi olmaları gerekmektedir. Hepimiz bu gerçekleri algılamak ve anlamlı çözümler üretmek zorunda olduğumuzu, kabul etmeliyiz.
Kadınların başta gelen sorunları işsizlik, emek, ideoloji, cinsel sömürü, inanç, çocuk bakımı, mutfak, töre ve erkek egemenliğiyle sınırlı değildir. Kadın sorunları genel olarak insanlık sorunlarının bir parçasıdır.
Öte yandan Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen “8 Mart Kadınlar Gününün “İnsan Hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, dünya çevre günü, anneler günü, işçi bayramı, dünya barış günü”nden; ya da “babalar günü”nden pek farklı bir anlamı yoktur.
Yukarıdaki özet bilgilerin ışığında bakıldığında, son yıllarda bazı kişi ve grupların “Dünya Kadınlar Günü” olan resmi bir adı, emekçi kadınlar günü diye yorumlamakta ve bu hususta ısrarlı olmaları, ayrı ve özel bir anlam taşımaktadır.
Dünyada ve ülkemizde, emekçi olmayan kadın binde birdir. Ayrıca emekçi kadınların sorunları, genel kadın ve genel insan sorunlarından ayrı değildir. Bu durum, bütünün içinde bir parçadır. Bütünde özür varsa, parçaların tümünde de özür var demektir.
Kadınlar, 8 Mart gününü birlikte mücadele etme ve dayanışma gösterme günü olarak değerlendirilmeleri gerekmektedir. Erkek-kadın eşitliği konusunda sorun yaşayan kadınlarımız, kendi günlerini kutlamalarda, öne çıkmaları bence çok önemli bir gelişmedir. Ne yazık ki bu kutlamaları, kimileri istismar ederek çeşitli ve farklı mecralara doğru yönlendirmektedirler. Hele hele son yıllarda, ülkemizdeki 8 Mart günü kutlamaları tamamen kılıf değiştirmiştir. Bunun ötesinde, kadınlarımızı özel bir amaca hizmet ettirilmek istenmektedir. Hatta çeşitli yıkıcı eylemlikler içine sokuldukları görülmektedir.
Bu kimseler her kimse, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kadınlarımızı sokağa sürmektedirler. Bunun belirgin işareti olarak, on yıldan beri kadınlarımızın attıkları sloganlara bakmak yeterli olacaktır. Ne yazık ki bazı kadınlarımız, kendi günlerini kutlama amacının dışına çıkarak, olayların baş aktörleri olmaktadırlar. Bu fiilin içinde yer alan kadınlarımız, bir gerçeği çok iyi bilmelidirler. O da, toplantı ve gösterilerin kendi günleriyle ilgisi olmayan durumların dışında olamayacağıdır. Böyle bir hal ve hareketlerden kesinlikle kaçınmalıdırlar. Ne yazık ki ülkemizde on yıldır kadınlar günü bir sokak hareketine dönüştürüldü. Bu dayatmayı yapanların siyasi eğilimleri bellidir. Bu nedenle, 8 Mart gününün gün olmaktan öte hiçbir anlamı kalmayacağı kanaatini taşımaktayım.
Yurttaşlar yasası gereğince, kadınlarımıza çağdaş hakların verdiğini, seçme ve seçilme hakkını elde ettiklerini ve bunun ötesinde, kadınların kulluktan yurttaş olmasının tarihini de anımsatmak isterim. Bunu küçümseyenlerin, her 8 Mart tarihinde yıkıcı ve bölücülükte ittifak etmeleri pek de hoş bir durum değildir.
Ülkemiz kadınları, kadın-erkek eşitliğinde Kemalist Devrimin kendilerine sunduğu olanaklarla, yasalar karşısında tam olarak eşittirler. Fakat bazı kadınlarımız, kendilerine ait olan haklarını neden kullanamadıklarının, başka nedenleri olacağı kuşkusunu duymaktayım. Hâlbuki yüzde doksanı İslam olan ülkemiz kadını, kendini eşit yurttaş durumuna yükselten Kemalist Devriminin geriletilmesi, aydınlanmanın karartılması her şeyden daha çok, kendilerine zarar verecektir.
..
Sayın Başkan, Meclisimizin Değerli Üyeleri ve Değerli İdareciler,
Bugün”10 Ocak Çalışan Gazetecilerin ” ve “İdareciler Günü” olması nedeniyle, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce hepinize saygılarımı sunarım.
Sayın Başkan, Değerli Üyeler: Bugün, 10 Ocak, ”Basın Çalışanları ve İdarecileri Günü” Bu günün tüm emekçi basın mensuplarımıza mutluluk getirmesini diliyorum. Mesleğim eğitimci olmasına rağmen, basınla ilgili yazarlık yanım itibariyle, “İstanbul Gazeteciler Derneği’”in üyesiyim. Bu yanılmada huzurunuzda olmaktan mutluluk duymaktayım. Hepinizin bildiği gibi basınla ilgili düzenleme,1960 ve 1982 Anayasamızda da ifadesini bulan, aynı zamanda dört üncü kuvvet olarak bilinen basınımızın, çok önemli bir güç olduğunu unutmamalıyız. Bu gücü elinde bulunduranlar, ülkemizin ve toplumumuzun genel çıkarlarını düşünmek zorundalar. Aksi halde yapılan bir hatayı, bütün toplum olarak ödemek zorunda kalmış oluruz. O nedenle, basınımızın değerli çalışanları bu tür çalışmalarında çok hassas olmaları gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Çağdaş Hukuk Devletidir. Bundan dolayıdır ki, Basın mensuplarının haklarını düzenleyen 212 sayılı kanunun çıkarılmıştır. Bu kanun 10 Ocak 1961 tarihinde yürürlüğe girmiştir. O günden beri, 10 Ocak Günü gazeteciler günü olarak kutlanmaktadır. Bu günün önemi ve anlamı bakımından değerlendirecek olursam; Basın çalışanları, ülkemizin “sosyal, ekonomik ve kültürel” değerlerinde, insanlarımızı bilinçlendirmek adına, doğru haber yazmak zorundalar. Bu açıdan bakıldığında, bütün basın çalışanları çok önemli ve anlamlı bir görev üstlendiklerini bilmelidirler. Basın ahlak ilkelerine tam anlamıyla uyulması ve uygulamasında buna dikkat edilmesinin de önemli olduğu da hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Toplumumuzun her alanda, basının ciddiyetine inancı sarsılmamalıdır. Bu bakımdan her türlü uygunsuz davranıştan mutlaka uzak durulmalıdır. Aksı hali, ülkemiz ve toplumumuz için kargaşa yaratmasına sebebiyet vermiş olur. Böyle bir olgunun oluşmaması için, basın çalışanların tamamı, Basın ahlak ilkelerine mutlak uyarak görevlerini yapmalı, görevinde sorunlu olanlarında ıslahı cihetin gidilmelidir. Bu hal ve davranışlarda sorun yaratanlara karşı tedbir almakta, sayın yöneticilere düşmektedir. Bu açıdan, yazılı ve görsel medya dediğimiz bu müesseslerin yöneticileri ve çalışanları dikkatli olmak zorundalar. Çeşitli zorluklar içinde olsalar dahi, vatanımızın ve milletimizin sağlık ve selameti adına, hayatı önem taşıyan bu mesleğin mensupları çok dikkatli olmak zorundalar. Davranışlarını, ülkemizin yararını göz önünde tutarak ayarlamasını bilmeliler. Ülkemizin topyekûn kalkınmasında ve toplum yararına olan bütün hizmetlerde, görevlerini yerine getirmelerinin hayatı önem taşıdığını bildikleri kanaatini taşımaktayım. Bilmeyenlerinde, mutlaka bilmeleri gerektiğini hatırlatmak isterim. Çünkü bu meslek sahiplerinin dikkat etmeleri gereken, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutarak, insan sevgisi ve hoş görü duygularına azami duyarlılık gösterilmelidir. Ne yazık ki, zaman zaman kişi hak ve hürriyetleri hiçe sayılarak, yanlış uygulamalarda yapılmaktadır.
Sayın Başkan, Değerli arkadaşlar, Basında görevli bütün çalışanlardan ve idarecilerinden beklentim, Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve onun vatandaşlarına zarar verecek her türlü biçimsizlikten uzak durmaları olmalıdır. Böyle bir duyarlılık içinde hareket etmeleri gerektiğine inanıyorum. Bu vesileyle, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü” ve yöneticilik görevini yürütmekte olan “İdareciler Günü’nü” içtenlikle kutluyorum. Sözlerimi tamamlarken yüce meclisimize saygılarımı sunuyorum.
Mürsel Adıgüzel
CHP Grup Sekreteri
..
Sevgili Anneler Gününüz Kutlu Olsun
Sevgili okurlarım, “Anneler Günü” her yılın Mayıs ayının ikinci pazar günü olarak kutlamaktayız. Bizleri hayata doludizgin yetiştiren sevgili annemizdir.
Bir atasözümüzde şöyle der: “Annesiz yar, vatansız diyar olmaz.” Demek ki; anne vatana eş değerdedir.
Dünyamızda milyarlarca ana, bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılacaklarını düşünmekteyim.
Anneler Gününün kısa bir tarihçesini anımsatarak yazıma devam etmek istiyorum. 1955 yılından bu yana, bizde ülkemizde anneler günü kutlamaktayız. Annemize layık olmak itibariyle, onların gönüllerini almaya çalışmaktayız. Hakkın rahmetine kavuşanların da, mezarı anmayı unutmamak tayız. Hakkın rahmetine kavuşanlar da nur içinde uyusunlar.
Bir husus daha var ki, “Anneler Günün” anlam ve değerini genele yaymak için uğraşısını veren “Türk Kadınlar Birliği ” Her yıl, her türlü fedakârlık içinde olan annelerden birini, yılın annesi seçmesi takdire şayandır.
Annemizin yalnızca doğurduğunun annesi değil, bütün insanlığın ve doğanın annesi olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekir.
Yoksa birçok olumsuzluğa takılıp kalırız.
Dünyada ve ülkemizde, her Mayıs ayının ikinci pazar günü, gazetelerde ve medyada da anneler günüyle ilgili programlar yapılmakta ver o günün değeri anılmaktadır. Bu önemli günde gazetelerde annelerle ilgili yazılar yazılmakta ve anılar anlatılmaktadır.
..



