Ne yağmurlar gördüm, sel gibi,
Ne insanlar gördüm, dev gibi.
Ne bilginler gördüm, çok bilgili,
Öğretmen de bunlardan biri.
Ne çocuklar gördüm, en büyük hedefi,
Büyüyünce olmak bir eğitim timsali.
..
Artık ortaokullu idim. İlkokuldan ve her nekadar renklerini sevsemde, beni boğan o beyaz yakadan kurtulmuştum. Bir an gelir takmamak için onu, koparırdım iliklendiği düğmesini ve spor ceket gibi giyerdim ya; geçmişti ogüzel günler.
Şimdi gri pantolon, larcivert ceket, beyaz gömlek ve larcivert kravat takıyordum. Kendimi büyümüş gibi hissetsemde, her derse ayrı bir öğretmen gelmesine alışmam uzun sürecek gibi gözüyordu. Değişimlere alışmam öyle kolay olmazdı, o zaman bile.
Babamda Tekirdağ’a tayin olmuş, eve sadece hafta sonları geliyordu. Yalnızdım.
Hayatımın 10 yılına damgasını vuracak olan “Yalan Rüzgarı” dizisi başlayalı 1 yıl olmuştu bile ve annem bıkmadan her akşam saat 6 dedimi, TRT2’de onu seyrediyordu.
..
En Yeni Öğretmen Şiirleri
Ders çok, konu da çok! Ancak okuma- yazma ve yazarlık dersi çok daha önemli bir şey! Çocukları okumaya- yazmaya alıştıracaksınız, okuyacaklar, yazacaklar ve "Kalem kılıçtan keskindir" sözünü uygulayacaklar; " Beşikten mezara kadar okumanın" farkına varacaklar. Okumayı bir Türk'ü kabul edecekler!
Yozgat Merkez Ağahefendi İlköğretim Okulu yöneticilerinin misafiri olduk. öğretmen arkadaşlarımız bizi okullarına davet ettiler: " Yazarlarla öğrencileri- Okur'ları buluşturuyoruz" projesi kapsamında öğrencilerle bir sohbet yapmamızı istediler.
Bu davet üzerine Yozgat Şairler ve Yazarlar Derneği adına bu okulumuzu ziyaret ettik. Okuma yazma üzerine sohbetimizi gerçekleştirdik. Neden okumalıyız? Neleri, niçin okumalıyız? Okumanın bize katkısı ne olacaktır? Yazmanın insan hayatındaki yeri ve önemi? Şair ve yazar olmanın sırları neler olabilir? Gibi bazı sorulara cevap aradık. Anılarla şiirlerle okumaya duyulan özlemi ve okuma çilesini anlatmaya çalıştık.
Başta öğrenciler olmak üzere: Ağahefendi İlköğretim Okulu Müdürü Satılmış Gündüz, Müdür Yardımcısı Erkan Turan, Türkçe Öğretmeni Nesrin Gürel, Sınıf Öğretmeni Necati Sargın ve Din Kültürü Öğretmeni Ahmet Akgün hocalarımızda sohbetimizi dinleyerek bize destek oldular kendilerine teşekkür ediyoruz.
Yazarların öğrencilerle buluşması projesi önemli bir proje! Neden diyeceksiniz? Çünkü gençlerimize Okumanın önemi anlatılmalı, Kitabın vazgeçilmez olduğu vurgulanmalı, gelişmenin ve kalkınmanın esas temeli okumaktır eğitimdir bunun önemi belirtilmeli. Bunu en iyi yapacak olan da yazarlarıdır, şiirlerdir. Özellikle de eğitimci şair ve yazarlarımızdır. Bu konuyu çok önemsiyoruz.
Kitap okumayan toplum gelişemez. Düşünmeyen yazmaya ve fikir üretmeyen aydınlarla bir yere varılmaz. Okuma eğitimin vazgeçilmez bir parçası olduğu gibi yazma da eğitimin vazgeçilmezidir. İşte o zaman kalem kılıçtan keskin olur. İşte o zaman beşikten mezara kadar Okumanın tadına varmış oluruz. Kendi değerlerimiz var bunları eğitimde değerlendirebiliriz. Yeter ki iyi niyetli samimi adımlar atılmış olsun.
Ağahefendi İlköğretim Okulun da gördük ki: çocuklarımız bu konuya ilgi duyuyor Okumayı ve yazmayı seviyor. Öğretmenlerimiz de duyarlı; çocuklar görerek izleyerek okumanın önemini kavrasın istiyorlar. Yani isteyince olabiliyor. Gençlerimiz boş zamanlarını okuyarak yazarak değerlendirsin istiyoruz. Yazarı- Şairi şiirini tanısın onu örnek alsın yetenek ve kabiliyetini bu yönde kullanabilsin. Biz bunu önemsiyoruz, gelişmeye atılan ilk adım olarak görüyoruz.
..
Ne zor şey şu insan olmak,konuşmak ,yürümek ,anlamamazlıktan gelmek,öyle ama yapıyoruz işte diyerek beklemek,ne zor şey şu dinlemek.Bütün gücümü kendi kararlarım tüketirken başkalarına nasıl kızarım,hatırlamakta zorlandığım şeyleri özler sever oldum, anladığım kadarıyla ve ister istemez şimdiye kadar karşılaştığım bütün insanlarla ,avukatta olsam öğretmen de, yine karşılaşıcaktık sanki,fakat daha iyi biri olabilseydim belki yani dinlemek istediğiniz kişi, daha rahat uyurdum delirmekten korkmayan biri gibi...(YkslNl)
..
BAYRAK TÖRENİNİ NE BİLSİN SOYSUZ.
NEREDEN GELDİĞİNİ HİÇ SORGULAMAZ.
DÜNYADA TEK GAYESİ YOK SORUMSUZ.
BU GÜN ÖĞRETMEN YARIN KİMİ DÖVER.
MARŞIN ANLAMINI HİÇ BİLMİYORSA.
..
Yağlıtepe, Kapıkaya’lar, daha aşağılarda hemen köyün biraz üstündeki Koçyatağı yöreleri karla kaplıydı. Çok yakında köy içlerine de kar yağar, zor geçecek kış ayları başlayabilirdi. Her ne kadar ambarlara ekmeklik buğday, arpa, çuvallara haşlanmış bulgur, toprağa açılan kuyulara doldurularak üstü kapatılan patates ve lahana dürmeleri, içine çökelek doldurulup ağzı aşağı gelecek şekilde toprağa gömülen küpler kışın aç kalmamak üzere stoklanmış olsa da bin bir türlü zorlukların başlayacağı kara kışa katlanmak hiç de kolay değildi. Tekmezar Ormanlarından bin bir güçlükle at, eşek, kağnı arabalarıyla yayla evlerine; oradan da sekiz on saat süreli çileli bir uğraşıdan sonra köye indirilmiş, daha çok gürgen ve köknar ağaçlarının kurularından üretilen odunlar; evlerin kuytularına ya da samanlıkların bir köşesine kışın teneke sobalarda yakılmak üzere istif edilmişti.
Soğuktu hava. Rüzgâr buz gibi esiyordu kuzeyden. Bacalardan duman çıktığına bakılırsa belli ki bazı evlere soba bile kurulmuştu. Köyün erkekleri, sığır ve koyunlarını otu iyice kıtlaşmış tarlalara, otlaklara salmışlar; kendileri de fırın duvarının dibinde rüzgârdan korunacak şekilde toplanarak akla hayale gelmedik şakalaşmalarla vakit geçirmeye çalışıyorlardı. Kadınlar daha çok yemek, bulaşık, ev, ahır ve samanlık temizliği gibi gündelik işleriyle uğraşıyorlardı. Köyde okul yoktu. O nedenle köyün çocukları orada burada koşarak, bağırarak, bazen de ahlât ağaçlarına tırmanarak, birdirbir ya da arası kesme, çelik çomak oynayarak ortalığı şenlendiriyor, kasvetli köy havasını dağıtmaya çalışıyorlardı. Ayaklarında genellikle de arkaları yarık, altları delik, üzerlerinde: “ Canik” yazan kara lastikleri; birer iple bellerine tutturdukları paçaları kısa, arkaları ve diz bölümleri yamalı pantolonları, üstlerinde el dikimi gömlek ve annelerinin ördüğü kollu kolsuz yün kazaklarla; babalarının, makasla koyun kırkar gibi kestiği saç tıraşlarıyla oldukça ilginçtiler. Evlerin “ tavan” dedikleri çatı aralarına serilerek kurutulmuş ahlâtları gizlice alıp gömleklerinin içine doldurarak, acıktıkça birer ikişer çıkarıp arkadaşlarını kıskandırarak yiyorlar, saplarını birbirlerinin yüzlerine fırlatarak kaçıp kovalamaca oynuyorlardı… Köyün kızları; genellikle divitinden el dikimi uzunca entari, yırtık pırtık kazak, ayaklarında da erkeklerde olduğu gibi, eski püskü çorap ve kara lastiklerle dolaşıyorlardı. Köyde okuma yazma bilen Mehmet Çavuş’la Kemal Çavuş’tu sadece. Asker Ocağı’nda öğrenmişlerdi onlar da…
Ertesi gün yağmur yağdı köye. Her taraf çamurlandı. Sokağa, araziye çıkanlar çamura batıyor, zorlukla yürüyorlardı. Etrafın çamurlu oluşu çocukların umurunda bile değildi. Koşuşturuyor, bağırıp çağırıyorlardı köy içlerinde. Bir de soruyorlardı babalarına:
..
İlkokul Sınıf öğretmeni 1. sınıfa yeni kaydolan öğrencilerini
denemek için - Dünya neyin çevresinde dönmektedir...
deyince arka sıralardaki bir çocuk ayağa kalkarak
- Benim çevremde dönmektedir öğretmenim dedi.
Bunun üzerine öğretmen gülerek - Peki nasıl ispat edeceksin.. - Çok kolay öğretmenim benim adım Güneş
..



