Bekler ki kaderden inayet olsun,
Alaz bir ateşte yanıyor mecnun.
Yıkılsın tüm âlem, kıyamet olsun.
Gönlünü bu aşkla sınıyor mecnun.
Seyyah olur, düş çiçeği savrulur,
Dillere sığmayan bir kedersin sen,
Olmadı aşkını beyan sevdiğim.
Mecnunum, düşlerin ardındayım da,
Yok mudur sesini duyan sevdiğim?
Figan etsen güller bilmez kederi,
Ümitler hüsrana döndü söyleyin,
Geniş dünya bana dar, neden gelmez?
Bahtımın yıldızı söndü söyleyin,
Yüreğimde yanar kor, neden gelmez?
Yüreğimden hurufâtın silindi,
Kurudu çölümde son kutsal ırmak,
Ateşe savurdum çağlayanlarımı.
Muhacirim gözlerine bir düşün,
Yitirdim çöllerde ceylanlarımı…
Bitmez karanlığın bağrında sızı,
Bir dağ gibi belledin mi yanmayı?
Aşka mekân kılmış erenler yurdu.
Öğretmişler gökler gibi dönmeyi;
Özünü erliğe verenler yurdu.
Keremler Aslı’yı aradığında,
Kuşandım da siyahından kederin,
Derman gizli dertler sinede derin,
Hüma gibi ardındasın dağların,
Sükûn bulacağım yer olur yüzün.
Arayanlar bulur her emelini,
Uyandır kalbini vefasız yârin,
“Bu ne gaflet âlem uyandı.”deyin.
Matemi, öfkesi söndü dağların,
“Gül aşkın rengine boyandı.” deyin.
“Yıldızlar hicapta, sayhada sular,
Duru bir ırmakta hüsnünü seyret,
Bense cemaline bakmayı bilmem.
Nergisi gibi kibrin can alır gider,
Ardından ağıtlar yakmayı bilmem.
Bakamam yüzüne ölürüm diye.
“Susanlar kurtuldu, “metanet eyle,
Gizli yaralara dermansa söyle.
Sevgi sulatanından rivayet eyle,
Âşıklar bu söze mihmansa söyle.
Hangi suret solmaz bu zindanlarda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!