Nereye gider böyle Süleyman

İlyas Kaplan
1451

ŞİİR


16

TAKİPÇİ

Nereye gider böyle Süleyman

Çok eski zamanlarda konulmuş bir huzursuzluk,
el ayak çekilince karanlık örtülere bürünerek
şehrin üzerine çarşaf gibi serilir.
Gecenin tedirginliği
her gün batımının ardından
usulca çöktükten sonra
şehrin sokakları
envai çeşit günahlara gebe
Gölgeler hâlinde durmadan çoğalır.

Damsız evlerin çığlıklarla örülü kerpiç duvarlarına yansıyan
ve gün doğumlarıyla varlığını devam ettiren
bu pörsümüş gölgeler,
sorgulayıcı bir yalnızlığı
ve sarsıcı şüpheleri için için besleyerek büyütür de
buna karşı günaha bulanmışların elinden
eziyetten, işkenceden başka bir şey gelmez.

Şehir derin uykudadır,
Süleyman uyanık
ve asırlık ağaçlar gibi ayakta.
Dağ rüzgârlarının mihmandarlığında
kalbini süsleyecek sessizliği sevinçle bekler .

Esen rüzgar,
cennet bahçelerinden esintiler getirerek
tutkuyla Süleyman’ı bekler.
Nimetler denizinde yüzen soylulardan
herhangi biri değildir Süleyman
Muştularla dolu başka dünyanın
ölümsüzlüğe açılan kapıları
onu bekler.
Hayatın bütün zevkleri anlamsızca
yanı başında durur .
Gecenin ziyası, gündüzün aydınlığı
Süleyman’a dokunur.

*

Bu keşmekeş, bu dağdağalı vakitlerde,
bu çetin, bu sıkıntılı zamanların rahatsız günlerinde
süregelen hayatı allak bullak edecek,
darmadağın hâle getirecek bir şeyhin eteğine ilişmiştir .
Gözü şehyinden başkasını görmez.
O emsalsiz inci tanesinin dudaklarından dökülerek
kalbini besleyecek billur sözleri gözler.

Hassas gönlüne nasıl bir ateş düşürmüştü ki,
Allah’ın nuruyla parlayan ruhu,
dünya hesabına ne varsa
her birinden teker teker vazgeçirmişti onu.
Göz kamaştıran şaşaalı dünyayı terk ederek ,
garipler gibi yaşamasına
kimse bir anlam verememişti.

Süleyman, o eşsiz gül yapraklarının
yumuşak yüzüne bir yağmur damlası gibi tutunarak
ebedî saadeti bekler.
Nimetler denizinde doğan,
şatafatlı evlerde büyüyüp serpilen,
ipek elbiseler giyinerek,
hoş kokular sürünen,
şiirler okuyarak,
lezzetli sözler söyleyen
Endamı biçimli, yakışıklı Süleyman

Bundan böyle
karanlığın uyuşuk gölgesi hayatının neresine düşer?
Serin sularda dolaştıran heyecanı
dünyalara sığmazken,
annesinin dudaklarının kıvrımlarına sinen
şiddete meyyal sözlerini yer gök kabul etmez.

*
Süleyman nereye gider böyle?
Varımı yoğumu uğruna feda ettiğim oğul,
varını yoğunu bırakır da nereye gider?
Hey komşular
Hey dostlar söyleyin Süleyman nereden gelir?
Bu merhametli yuvamız varken
nereyi yuva bilir Süleyman?
Hangi yollarda dolaşır ?
Kimin elini tutar,
ben elimi uzatmışken?

Benden yüz çevirip de kimin yüzüne bakar,
canım ona feda iken?
Hangi bağı bahçeyi,
hangi gülistan yerleri mesken edinir de
şimdiye değin görmediğim bir içtenlikte
gözlerimin içine bakar.
Onu elimden alan
bu yol gösterici de kim ?

Süleyman bir güzellik deryasıdır ki
onun çehresini anlatmaya çaba sarf eden
çoğu genç kız ,
kelime yetiremez de güzelliğin saf ruhuna sığınır.
Kulağına bir şeyler fısıldar mı diye
annesi ve babası umut ederken,
Süleyman Rabbine sığınır.
Ailesinin verdiği cezalar
ve sundukları dünya nimetlerini hepten kesmeleri,
onu sarmaşık gibi sarmalayan karanlığın eline
bırakmaya güç yetiremez.

Şeyhinin ardı sıra
hep dikenli yollar üstünde yürür Süleyman
her zaman Allah’a sığınır.
Şehirden şehire göç eder ,
Gönülden gönüle akar Süleyman
Tan yeri gibi aydınlıktır
ve aydınlık haberler getirir Süleyman.

*

Kenar mahallerde onun ismi duyulur.
Semtin en ücra yerinde muallim olarak,
Kur’an okuyan ve okutan ilk o bilinir .
Her bir sevdalının aşkı gibi değil Süleyman’ın
Allah ve Peygamber aşkı…
Onun aşkı bambaşkadır.
Eski yaşantısına şahit olanlar ,
onu zayıf bedenine geçirdiği
birbirine birleştirilmiş yamalı elbisesiyle gördüklerinde
gözyaşlarını tutamayıp,
başlarını öne eğerler.
Süleyman’ı görenlerin gözleri nemlenir.

Bir zamanlar en güzel elbiseler giyinen,
en güzel yemekler yiyen,
en güzel kokular sürünen,
Şehrin ve hiç kimsenin yakışıklılıkta,
zarafette ve iyi giyinmede geçemediği Süleyman .
Allah ve Resulü’nün sevgisini her şeye tercih ederek
seccadenin yeşilliğine yüz üstü uzandı kaldı.

Saçı başı dağınık
ve yoksul kıyafetiyle
Süleyman’ı görenlerin feryatları
gök kubbeyi
yeri göğü kuşattı.

*

Kefenlemek maksadıyla
arkasında bıraktığı
bembeyaz bir kumaştan başka
bir şeyini bulamadılar Süleyman’ın.
Uzak diyarların peygamber zamanını akla düşüren nefhaları
Süleyman’a şiirler okuyup,
en seçilmiş kelimelerle Süleyman’ın ölümünü anlattılar
günlerce ,aylarca ,yıllarca …

Şehir ahalisi
siyah bulutlara bakarken
hep öyle hissettiler
Sonra hangisi olsa gölgesine sığınılacak
bir çınar ağacına benzeyen
yağmur ıslaklığında kalmış yüzlerine
gözyaşlarını döktüler.
Süleyman’ın hikayesi dört bir yana yayıldı
hep böyle ibretle anlatıldı
hep böyle hüzünle…

redfer

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 10.1.2026 02:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!