ne kapımız
yol geçen hanıydı
ne pencerelerimizin denizliğine
kuşlar kondu
ne de Nisan yağmuru yağdı
martıların çığlığında
milletin gözü önünde
orta oyunu oynanıyor
eşeğini boyayıp
babasına satanlar
yel değirmenlerine
savaş açanlar
yıllardır tutturulan ezbere
tekrara düşen
borazan sesinin
dayatılan müziğin
yaşam biçiminin yerine
kendi türkünü söylediğinde
Haziran sıcağının
kanımızı ısıttığında
biri açarken
diğeri solan
kokusunun sarhoşluğu
yaşam boyu süren
gönüllerin
mesafe tanımayan buluşması
ezilenlerin
susmayan haykırışı
duygunun safiyane ilanı
içimize
öyle
manyak bir sevgidir ki bu
sınır çizilemeyen
kural konulamayan
önü alınamayan
ve doğrusu
ufkumu
ışığa göz kırpan
gökyüzünün ezberlendiği
yıldızların sayıldığı
kuş gözü pencereler
dikenli teller
ufkumu
ışığa göz kırpan
gökyüzünün ezberlendiği
yıldızların sayıldığı
kuş gözü pencereler
dikenli teller
olur olmaz
her asiliğimin
içeri tıkıldığı
ömür boyuna mahkum
demir parmaklıklara döndü
yüreğim
saydam ve yalınlığı
koynundaki yalnızlığı
kıyamadığı nazlılığıyla
sevdasına
umutlarına kavuşmak adına
ördüğü kırmızı, beyaz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!