Mustafa Seçkin Çelik Şiirleri - Şair Mus ...

0

TAKİPÇİ

Mustafa Seçkin Çelik

Dopdolu ve sıcacık o odada benden başkası yoktu. Bir süre bekledim lakin gelmesini. Zaman sanki geçmek bilmiyordu onun olmadığı her an. Ağaçlar yaprağını dökmüyor, evin önünden her gün geçen gazeteci sesini bir kere bile çıkarmıyor, kuşlar ara veriyordu ötmeye. Hepsi tek bir şeyi bekliyordu. Tüm evren aynı amaç için bir araya gelmiş ve heyecanlanıyordu. En nihayetinde sen de gelmiştin artık sevgilim. Yüzünde belli belirsiz bir ifade, tarifsiz bir soğukluk, ne yapacağından habersiz... Tatsız, yalandan bir gülümseme getirmiştin beraberinde. Nasıl olduğumu sordun. Neden bilmiyorum ama sanki zorla soruyordun bunları bana. İçinden gelmediğini daha ne kadar belli edebilirdin, yüzüme böylesine vurabilirdin? Gelmiştin ama sanki hiç burada değilsin gibiydi. Vücudun burada, karşımda capcanlı duruyor; ama içinde suskunların en beteri... İçten içe biliyordum aslında bunun sebebini ama kendime itiraf edemiyordum. Kabullenemiyordum da denilebilir. Belki de gerçek gelmiyordu. O ihtimalin olmasına hiç olanak vermemiştim ki. Verememiştim. Öylesine bir huzur, sıcaklık, hoşnutluk veriyordun ki gönlüme; ne aklımı senden alabiliyordum, ne de kalbimi. Nefes aldığım her saniye sanki seninle olabilmek için geçiyordu göğsümden. Kalbime ulaşınca anlıyordum tüm benliğimin sana ait olduğunu. Her şeyin bir anlamı olması gerekiyorsa, tüm her şey bir düzen içinde ve gerektiği şekilde oluyorsa eğer o zaman tüm anlamlar sana çıkmalıydı. Başka bir ihtimal olamazdı. Hepsinin yolu senin olduğun yerde kesişmeliydi. Herkes seni benim gözümden görebilmeliydi. Ama onlar anlayamaz ki seni, göremezler, bilemezler. O içimdeki çocuğa nasıl dokunduğunu, gözlerinle nasıl delip geçtiğini anlayamazlar sevgilim. Kendimi, karşında nasıl savunmasız bulduğumu ve hiçbir şekilde engel olmadığımı ne sen ne de herhangi kimse bilemez. Ve sen şimdi karşımda böylesine dururken, aklımdan geçen onca şeyi nasıl susturabilirim? Kaçınılmazdan kaçamayız biliyorum. Er ya da geç gelecekti bu an. Seni kaybedeceğimi bilsem bu yolun sonunda, inan olabilecek diğer tüm ihtimalleri denerdim. Herhangi bir sebep, evrende var olan hiçbir şey döndüremezdi beni. Yıldıramazlardı bu yolda eminim bunu biliyorum. Tek bir şey durdurabilirdi. Senden başkası olamazdı bu. Kıyamadığım, sadece hayatın değil ölümün de tek anlamı olabileceğine inandığım, güvendiğim, her şeyimi uğruna feda ettiğim senden başkası durduramazdı. Daha konuşmadın, tek bir kelime dâhi etmedin. Ama biliyorum söylemene gerek yok. Bazen konuşmaya gerek kalmıyor gerçeklerin yüzüne vurması için. Tek bir bakışından anlayabiliyorum olacakları. Durdurmak için çabalamıyorum, yalvarmıyorum, ikna etmeye çalışmıyorum. Seni, seni tanıyan her şeyden çok sevdiğim için benden gitmene izin veriyorum sevgilim. Başka kollarda uyanmana, bana baktığın gibi başkasına bakmana ve belki de başkasına âşık olmana... Bensiz olmaya dayanabileceğini biliyordum. Artık kabul de edebiliyorum. Şimdi son kez hoşça kal deyip çıkacaksın ya o kapıdan. Ardına kadar açık bırakacaksın. Bir rüzgâr gelecek sonra. Başta hafif hafif, hissettirmeyecek kendini. Ben de kapatamayacağım tabii ardından o kapıyı. Rüzgâr büyüyecek, her yeri talan edecek. Göz gözü görmez halde... Ben ise senin gittiğine takılıp fark edemeyeceğim. Açık bıraktığın kapıdan sızan rüzgâr, sadece hatıraları değil; seninle beraber olduğum beni de alıp götürecek. Ne yazık ki uyanacağım elbet sonunda. Ama etraf hiç tanıdık gelmeyecek. Sanki daha önceden olduğum o yerle alakası yok. Her şeyimi alıp kendinle götürmüş olacaksın. Senleyken hiç tutamadığım gülüşümü, konuşurken yüzünü her detayına kadar inceleyişimi, gözlerinin derininin beni böylesine çekişini, utandığında bana bakamayıp yüzünü omzuma gömüşünü, sen fark etmiyorken hep seni izliyor oluşumu, izlerken kendimi tutamayıp belki de içten içe delirişimi, içime çekmeye doyamadığım kokunu, beni mest edişini, seni üzdüğüm en ufacık şeyde bile kahroluşumu, varlığımla sende yok oluşumu... Her şeyi götüreceksin, götürdün. O oda bomboş ve soğuk artık. Ne bildiklerim kalmış geride. Ne uğruna inandıklarım ne de bir ben. Yani kısacası, seni bensizliğe uğurladım sevgilim. Unutma. Gidişinle savrulan bu enkaz, benim sana olan en sessiz sadakatimdir.

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

Sinirliyim, bıkkınım
Sensizliğe bir adım daha attım bugün
Acı dışında bir şey hissetmiyorum
Kırgınım Altay
Dünyaya, hayata, sana ve kendime...
Bana bir sebep ver

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

En güzel his sevilmekmiş
Sevgine sahip olamadığımda anladım.
Ben seni sonsuza kadar severdim yâr
Gittin de bana ne kaldı?

Son pişmanlık neye yarardı?

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

Siyah giyinmişsin bugün
Kalan sen, giden cenazemmiş meğer
Susturamadım aklımdakileri bugün
Giden sen, kalansa duygularımmış meğer

Gülüşün, gözlerin tek umudumdu belki bir gün

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

Yıllar geçti, insanlar geçti
Yüzler, bedenler, zihinler...
Unutamadım tek bir an seni
Yüzünü ilk gördüğüm hâlini

Saçlarını, dudaklarını, gözlerini...

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

Uzunca yazmak istiyorum sana.
İçimdekileri dökmek, belki de haykırmak ardınca
Azar azar tükenerek bitti bize olan inancım
Sana...
Ve en sonda
Bende kalan tek şey bir kalem ve gönlümde bir yara

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

Gittin yarım kaldım.
Kalbimde aşkla yandım.
Hüznüm çöktü kalbime,
Oturdum, ağladım.

Belki de gelmeyecektin yarın

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

Hava soğuk, biraz kırgın sokaklar...
Kafamda belli belirsiz uğultular...
Düşünmekteyim bir çok şeyi.
Kendimi veyahut yaşanmayan onca şeyi
Güldüğüm yerler, ağladığım sokaklar...
Hatırlatıyor kim olduğumu belki de bunlar.

Devamını Oku
Mustafa Seçkin Çelik

Direne direne en sonunda bu hâle geliniyor işte. Varlığı ayrı, yokluğu ayrı acı veriyor insana. Ne olduğunu, neden olduğunu, niye sen olduğunu, bitip bitmeyecek olduğunu... Bunları düşünürken bulmak kendini en ücra köşelerde... Yalnız olmak değil, dibine kadar yalnızlığı hissettiğin her gecenin sonu var ya işte; sonu ayrı başı ayrı dert, keder getirir insana. Bitmek bilmez gibi gelir; dakikalar saatler, saatler günler, günler haftalar kadar büyür. Büyür de içindeki bir şey büyüyemez. Hep aynı düzlemde hareket eden, bozuk bir saat gibi yankılanır kafanın içinde. Onu bitiremezsin, götüremezsin hemen öyle. Anlamak istediği şeyler vardır; gideremediği nefreti, öldüremediği bir sevgisi... Didinir durursun. Uyandığın sabahlar sanki yılların ağırlığını taşır, Halbuki çok az zaman geçmiştir. Her cevapsız sorunun ardında; sen erirsin azar azar, yitip gidersin bilinmezler deryasında. Girdap gibi çeker en derinine, Tutunursun elbet. Sahte insanlara, bazen onlardan da sahte duygulara. Sorgulaman bitmez içten içe, devam da edemez ama. Hayat hep böyle acımasızdır ya işte; alışırsın, karışırsın onlara. Huzur artık gelmiş gibidir bazen, bazense sanki hiç ilerleyememişsin gibidir bu yolda. Umudun gelir gibi olur, koşar adım kaçar senden sonra. Giden ne gittiğinden bir şey kazanmıştır kalanı ardında bırakmakla, kalansa hep aynı yerde hâlâ. Ne giden anlar kalanı ne de kalan gideni. İkisi de anlaşılmak istemişti oysaki. İçinde kopan fırtınaları, karamsarlıkları, hayal kırıklıklarını, gömüp yoluna devam ettiği hatalarını... Bunlar için çıkılmıyor mu yola? Güvenmeye, karşılıksız sevmeye, her anında seni kabul edecek olan o insan olmaya; tabii sevilmeye de. Sözler veriliyor, aşk sözcükleri sarmalıyor etrafı. Zihnini daha da uyuşturuyor. Ve şu anda olduğun noktada her şeyin etkisinden kurtulmaya çalışırken buluyorsun bazı şeyleri. Hemen gelmiyor. Çokça üzüntü... keder... boğazında bir yumru... anlamsız kalp sıkışmaları... En nihayetinde fark ediyorsun, anlıyorsun daha doğrusu. Aşkın, sevgin hep yeterliydi. Almak isteyen alır, özümsemek isteyen kalbinin en içine işlerdi onu. Bazı şeyler bitmesi gerektiği için bitiyordu oysaki. Sevginin yetersizliğinden değil, onun seni sevmemesinden de değil. Bitmesi gerektiği için... Yarım kalmak diye bir şey yok yani. Yolun tam olarak o kadar olması var. Yaşananlar olunca, her şey tükenince; siz de bitiyorsunuz en nihayetinde. Yanlış yapan bir tarafın olmasına gerek yok. Belki iki taraf da doğruyu yaptı. Birisi ardına bile bakmadan giderken... Öteki içindeki aşkla yanıp biterken...

Devamını Oku