Her gönülün bir güzeli vardır,
bizde bir güzel buldukta, şu gönlümüzü şen eyledik.
Aldık gülyüzlü cananımızı, gönül tahtımıza sultan eyledik.
Sevdiğim,
ben senin gibi bir güzele yar olmaktan onur duyarım,
Bu divane gönlümün ahu feryadı
Ağlamam sızlamam hep o yar için
Yanar gönlümde aşkın çerağı
Yanıp kor olmalarım hep o yar için
Düşmüşem bir derde bulunmaz çare
Derler ki 'Dört yanlış, bir doğruyu götürür', yanlız anlamadığım, bizde bir yanlış, dört doğruyu götürüyor. Yok kendi doğrularımı götürdü diye yakınmıyorum. Hatırlarsanız, daha yakın bir zaman da, Başkanımız Erdoğan Davos´da, gözünü yumdu ağzını açtı.
Konuştuklarını duyan herkes:
- Helal başbakanımıza, israeli yerle bir etti... diye bağırdı...
Başkanımız doğruyumu konuştu, yoksa yanlışımı onu anlamamız çok sürdü. Önce doğru idi sonra yanlış oldu, sonra yanlış idi bir ara doğru oldu ve hatta hem yanlış hem doğru da oldu.
Anlayacağınız, dört yanlış konuştu, bir doğru gitti. Bir doğru konuştu dört yanlış gitti. Sonra durmadı hemen bir daha konuştu, hem doğru hem yanlış gitti.
Ama Davos´da konuştu.
Bugün Mizah yazasım yok, ince iğneleyeci nüktelerle insanları kızdırmak gibi niyetim´de yok. Bugün mana yahut madde gibi algılarla konuşasım da yok.
Bugün yorgunluğumdan bahs etmek gibi bir niyetimde yok.
Bugün Insanlıktan, Mizahtan, Fıkradan, ağlamaktan, üzülmekten, davadan, islamdan, cinlerden, büyülerden, medyumculardan, şeyhlerden, şehirlerden, köylerden, şiirlerden de konuşasım yok.
Bugün sadece gökyüzünden düşen damlalar´la, yere düşünce toprak ile birleşen, Gökyüzünden yorgunca yeryüzüne kendini atan damlaların raksını konuşasım var.
Gökyüzünden bin yorgunluklar içinde yeryüzüne düşen damlalar, kim bilir kaç bin metre uzaklıktan kendilerini yere savuruyorlar, kim bilir yardan yareninden nice ayrılıyorlar. Her biri bir can misali, gökyüzünün cömert bulutlarından kendi canlarına kıyarcasına, atlıyorlar yeryüzüne. Her biri, ama her biri bir can misali.
Bir gececik olsam Mihman
Ol yarimin kollarına
Yardım eyle bize Rahman
O yar bize tez kavuşa
Sevdiğimin Cemaline
Bizleri hep şartlanmalarla susturdular. Düşünmeyi yasakladılar. Hep başkalarının doğrultusun da hayatımızı yaşadık. Önceleri ailenin etkisi, sonraları arkadaşların etkisi, öğretmenlerin, çevrenin, mahallenin, devletin....
Hep başkalarının istediği hayat bizim hayatımız oldu. Bizim doğru saydıklarımız, doğru olsa bile, hep yanlış bilindi. Misal olarak benim ailem bize öğretmenlerin kutsal olduğunu öğretti. Açıkcası ilkokulda öğretmenlerden korkuyordum ama bir yanım da hep asi idi. Geleneğe karşı çıkan bir yapım var idi. Nice sonra anladım ki, kutsal olan öğretmen değil imiş, ' Öğrenmek imiş kutsal olan! '. Kutsal olan başkalarının bizim için düşünmesi değil imiş, kendi aklını kendin çalıştırman imiş kutsal! Ama bunu bize kimse söylemedi ve bizler geleneğe karşı çıkınca, adımız ' Yaramaz çocuk, ukala çocuk' oldu. Nice sonra anladım ki, sadece onlar geleneğe ve şartlanmalara karşı çıkmaktan korkanlar imiş. Öyle bir dünya inşa ettik ki, herşeye bir kutsiyet verdik! Polis kutsal, öğretmen kutsal, vatan kutsal, cami kutsal, türbe kutsal, mezar kutsal, savaş kutsal, cemaat kutsal, şeyhler kutsal, evlilik kutsal, nimet kutsal vs vs vs vs vs vs.....
Tabi ki içlerin de kutsal olduğunu kabul ettiğim unsurlar mevcut, ekmeğini kazanmak kadar güzel birşey olabilirmi acaba? Yahut evlilik gibi kuran da övülmüş bir hayat. Bunlara lafım yok!
Ama polis niçin kutsal? Asker niçin kutsal? Vatan niçin kutsal? Bir yandan diyoruz ki Müslümanız! Müslüman isek kendi vatanımız ne kadar kutsal ise başkalarının da vatanı o kadar kutsal olması gerekmezmiydi? Kesinlikle öyle olması gerek! Nice sonra anladım ki, kutsal olan vatan ve asker değil imiş, kutsal olan vatanı işgal eden soytarılardan korumak imiş! Kutsal olan Atatürk değil imiş, kutsal olan onun gibi vatan icin hayır işler üretmek imiş! Kutsal olan kuranın duvarda asılı olması değil imiş, kutsal olan içinde ki mesaji okuyup anlamak imiş! Ama bunları da öğretmediler. Hep başkalarının doğru saydıkları bizim doğrularımız oldu! Bedelini, şartlanmalara mahkumiyetimizle ödedik!
Misal verelim yine: Hoca camide anlatıyor, siz karşı çıkıyorsunuz hocanın görüşüne. Bu ALLAHTAN verilmiş en doğal hakkınız sizin, ama cemaat hemen sizi tenkit ediyor:
- Sus! Sen hocadan dahami iyi bileceksin!
Ey Hıristiyan kardeşlerim, size izninizle bir soru sormak istiyorum. Belkide birkaç soru olabilir.
Varsayalım ki bir Baba kızları ile dağa çıkıyor. Nihayetinde birgün kızları,erkek yüzü göremediklerinden, Babalarını sarhoş edip onunla ensest ilişkiye giriyor ve bundan hamile kalıyorlar.
Şimdi bunu yapan insanlar ahlaksızmıdır değilmidir?
Hiç şüphesiz sizde benim gibi ' bu düpedüz ahlaksızlıktır' diyerek kendinizi bundan uzak tutacaksınız. Çünkü bir insanın fitratı asla ama asla böyle bir terbiyesizliği kabul etmez.
Beri gel beri gel behey divane
Söz dinlemez isen neye yararsın
Sözlerim olsun kulağına küpe
Cahillikle Hakk anayımmı dersin
Güvenme Tahtına, birgün alırlar
Çare yok derdime, aramam zaten
Derdimin Dermanı yoktur be Ustam
Hakktan ne gelirse kabulüm zaten
Hepsine eyvallah çektim be Ustam
Birden haber gelir olurum bir hoş
Şu karşıda biri duruyor,
şapkası ve ceketi ile
tıpkı bana benziyor...
Çok edepsiz biri gibi,
gerçi efendi duruyor..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!