Çıktığımız kuyulara bakmayasınız,
Başınız döner de hiçbir aşka tutunmayıp
Tepe taklak yuvarlanırsınız.
Merhametimin terazisinin bir kefesine konsa sabır taşı,
Bir kefesine dert tasa.
Ağır gelen neyse kabul, Hak katında.
Karmaşıklık az kalır.
Çorba olmuş meseleler,
Kepçesi elinde yâr.
Karıştırır durur,
Şöyle bir oturup dinlemezler.
Yaşlandıkça hudutları daralır insanın,
Çekilir kendi toprağına.
Bir ceylan gibi hızlıdır gençlik,
Heybende ne varsa o vardır mezatında.
Demlendiğin yılların aksine
Eşlik eder sana birkaç dost.
Tadı acımış çay, hem de birkaç demlik.
Nice aşklara başvurdu bu yürek,
Onay aldığına acımadı da
Hep red yediğine salladı kürek.
Cenderelere bıçak oldu; saymaya ne gerek.
Kaç mı?
Kum taneleri sayılır mı?
Uykusuz umutlarım, feri benden önce sönmüş yalın yürek çarpıntılarımın,
Gün batımında başak tarlasına vurmuş kızıl rengi gibi yalnızlığım.
Yanımda kaldı, razıyım söyleyeceğin her söze.
Kalırım ben altta, zeytinyağı misali; olsun sen kal üstte.
Dudaktan kalbe inen yolda
Barınmaz kin, öfke.
Ah, yaramaz ömrüm…
Ben ne aşklar tarihe gömdüm;
Yaktım, yandım, söndüm.
Şimdi kalın camlı gözlüklerim,
Titreyen ellerim,
Oturduğum durakta elbet var bir adresim.
İnan, etmiyorum mübalağa:
Çok yoruldum; yok mu uzanacağım bir musalla?
Kayıt Tarihi : 8.2.2026 23:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!