"Mekke sokakları onun kokusuyla sarhoş olurdu...
En pahalı kumaşlar, en güzel kokular onundu.
Ama o nuru bulunca her şeyi bıraktı.
Habeşistan çöllerinde, Medine evlerinde sadece İslam'ı anlattı.
Uhud günü geldiğinde sancağı en sıkı o tuttu...
Sağ kolu gitti, soluna aldı; sol kolu gitti, göğsüne bastırdı!
Efendimiz başında ağlarken buyurdu:
'Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar...'"
İpekli kaftanları bıraktı bir kenara,
Gönlünü kaptırmıştı o nurlu bir yara.
Medine yollarına düştü nuruyla adım,
İslam’ın ilk müjdesi, her an senin adın.
Uhud’da bir aslandı, sancağı düşürmedi,
Canını verdi ama aşkından dönmedi.
Resul’ün benzeriydi o nurlu siması,
Sensin bu ümmetin en yanık duası.
Ey Mus’ab bin Umeyr! Uhud’un gülü,
Sadakat bahçesinin en dertli bülbülü.
"Müminlerden adamlar" müjdesi senin,
Nura gark oldu sanki o yorgun tenin.
Ya Mus’ab! Ya Muallim-i Hayr!
Sana selam olsun, ey gönlü nayer!
Kolları kopsa bile bırakmadı nuru,
Sancağı göğsünde tuttu, sarsılmaz gururu.
Şehadet şerbetini içerken o meydanda,
Adı yazıldı sanki her bir canda.
Bir hırka yetti sadece üstünü örtmeye,
Geldiler melekler seni cennete götürmeye.
Mekke’nin güzeliydi, Uhud’un nuru oldu,
Resul’ün gözyaşıyla cennet bağına doldu.
Hiç arkasına bakmadı, hep öne koştu!
İslam'ın sancağıyla yüreği coştu!
İman abidesi, vefanın en ak hali,
Ümmetin kalbinde senin eşsiz misali!
Sancağı bırakmayan, nurun öğretmeni...
Mus’ab bin Umeyr...
Radıyallahu anh...
Kayıt Tarihi : 20.04.2026 11:07:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!