Yağmur damlalarının yüzüme vurduğu böyle günlerde, yağan yağmur gibi yüreğiminden cümleler akar benim. Sanki bir gülmüşüm, laleymişim gibi renkten renge girer, renklerin her tonunda huzur bulurum. Kara bulutlar çekilir de mavi gökyüzünü görürsem bir de eğer penceremden, gönül hanelerini dolaşmak için eflatun bir halı sererim yollarıma.
Hayaller kurarım. Bir güvercin ile uçarım bir süre mesela. Bir bülbül ile söyleşir, bir serçeyle uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşırım yeryüzünden. İnsanlar birer karınca gibi görünene kadar uçar, üzerine konacak bir beyaz bulut ararım kendime.
Bir ağacın dalı olurum kumruların üzerine konduğu. Yeşil bir yaprak veririm ucumdan kenarımdan. Fiyakalı görüneyim diye çiçek açarım sonra. En güzel kokularımı en çok sevenler için saçarım dört bir yana. Hem meyvelerim de olur belki. Tadı dünyanın en enfes lezzeti olan birbirinden nefis tatlar ikram ederim gölgeme üşüşenlere.
Ruhumda güneş battı. Şimdi içim, zifiri karanlık benim. Yıldızlar gönlümde kendine bir yer bulabilmenin savaşını veriyor artık. Gözlerim ufukta, bir ışık arıyor. Kanım, damarlarımda alabildiğine koşuyor. Ruhum, güvercin olup bulutların arasında özgürlüğüne uçuyor.
Kızgın kumlar üzerinde ayak yalın yürüyorum. İçim üşüyor, ömrüm kan kaybediyor. Can havliyle kendimi bir serabın içine atıyorum. Rengârenk karanfiller arasında sonsuzluğu kokluyorum.
Gözyaşlarım süzülüyor yanaklarımdan. Damlaların yere kavuşmasına sessiz kalıyorum… Rüzgâr, bir kemanın yayından çıkan ses gibi önce yüzüme, sonra gönlüme vuruyor. Bir bulutun gölgesinde rüyalara dalıyorum. Sonu hep hüzün ile biten anlamsız, hikâyesi bile olmayan yalancı rüyalardan kaybettiğim hayallerimin hesabını soruyorum.
Güneş bir sevgili gibi ısıtıyor içimi. Bir martının suya değen ayakları gibi vuruyor yüzüme ışığını; bir görünüyor bir görünmüyor. Aylardan Nisan. Gemiler daha hızlı geçiyor; ömrüm gibi… Takvime baktığımda biraz daha eskidiğimi fark ediyorum. Yorulduğum aşikâr. Balıklar gibi ürkeğim. Ama atılan her oltayı yem sanmıyorum.
Her sabah hep aynı zil sesiyle uyanıyorum. Beni uyandıran şuh bir ses yok. Kahvaltıda ise hep aynı mönü. Peynir, zeytin, ekmek… Çay yok. Yerine bazen şeftali, bazen de vişne suyu. Masanın üzerine gazete seriyorum. Kolay oluyor; kahvaltı bitince katlayıp atıyorum. Gazetedeki eski haberleri okuyorum. Güzel haber yok. Bilgisayarımı açıp maillerimi okuyorum. Haber bültenleri, davetler, talepler, şikâyetler… Bir sabah ve her sabah “günaydın” yazan birisi yok. Telefonum çalıyor. “5 dakika sonra ararım” dediğim annem 3 gün sonra sitem ve hüzünle “nasıl olduğumu” soruyor. İyi olduğumu söylüyorum ama anlıyorum ki bende vefa yok.
Ömrüm kan kaybediyor. İçim bir okyanusun coşuşu gibi dalgalı… Duyduğum en güzel ses her dalışımda beni kendime getiren vapur sireni. Herkes yalnız kalmayı özleyedursun ben kalabalığın içerisinde bile hep yalnız kalıyorum. Karşı komşumu tanımıyorum. Yere düşen kalemimi hep kendim alıyorum. Çalan her kapıya koşuyorum. Yemeği hep tek kişilik masalarda yiyorum. Çift kişilik davetlere tek başıma gidiyorum. Özlemiyorum. Beklemiyorum. Çağırmıyorum. Beklenmeyenlere selam olsun; ben anmıyorum, hatırlıyorum.
Ey dost!
Sen de çok iyi bilirsin; bazen cümlelerin dimağda nasıl düğümlendiğini ve beyaz bir kâğıda birkaç cümle yazamamanın tarifsiz eziyetini. Bilirsin sen de dost; konuşmak isterken konuşamama eylemini! Kalbin harlı bir korun alevleri altında köz gibi olurken gariban gariban, hissettiklerini anlatmaya yetmez beyninin dili.
Ey dost!
Bergüzarım, ömrümün kifayeti,
İlk senin gelişinle verdi hayat ellerini,
Nisa dedi kimileri senin için...
Neyin karşılığıydın kimse bilemedi.
Ancak sen dimağda kalan ukteydin,
Gönül gözüyle bakamayanlar bunu göremedi.
Hamalı ilan ediyorum kendimi dünyanın,
Koşuyorum, taşıyorum, yoruluyorum.
Nefes almak neden bu kadar zor ki?
Susuyorum, duruyorum, anlamıyorum…
Yıldızlar gelmiyor üzerime bu defa.
Buğulu gözlerimin izini sürdüğü, kalbimin orta yerine mührünü vuran ey güzel İstanbul! İşte, senden uzakta geçen bir gün daha. "Daha"ların bitmek bilmediği bir ömür belki de rüyalarda koşturan beni sana. Senden uzakta olmak özgürlüğün adı olsa da, senin sokaklarında tutsak yaşarken iyileşiyor yüreğimde açılan yara.
Kalbimin sesini değil; rüzgarın tepelerini dövmeye başladığı zamanlarda, yağmurun iniltisiyle çıkardığı sesleri dinliyor kulaklarım. Yekpare bir adam gibi görünsem de, seninle yaşayan bir ruhun diğer yarısı ile karşılaşıyor dost sandıklarım.
Bir sazın çıkardığı ses gibi dertli, bir akordiyon gibi karışık, bir keman sesi gibi derinsin İstanbul. Bıraksınlar kaybolayım uçsuz bucaksız uçurumlarında. Boğazın nefesi çarpsın yanağıma, Kız Kulesi çıksın karşıma, Eyüp Sultan'ın minareleri değsin dört yanıma, Çamlıca'nın havası dolaşsın damarlarımda. Kıymetini bilmeyenlerin ellerinde olan ne varsa, ömrüm boyunca taşıyacağım bir mıh gibi çakılsın omuzlarıma!
Sevgisi ömrüme dilbeste sevgilim,
Sen gülerken gönlümde güller açar benim!
Gönlünün elleri kalbime değdiği günden beri,
Sevmelerin en güzeliyle sana koşar yüreğim.
Varlığı gönlüme derman sevgilim,
Gece olmuş...
Yüreğim vurmuş kendini yine ıssız sokaklara. Ruhumun rotası; sevmenin suç olmadığı, aşkı anlatmanın ve aşkla konuşmanın ayıp sayılmadığı yerlere giden o uzun yollarda...
Ey gönül! Yıllarca aradığın ve ansızın karşılaştığın "aşk"la dalgalanıyor coşkun deryaların. Dillere destan bir sevdadır yaşadığın. Sevmekten yorulmayan kalbinin çarpan sesidir dört bir yanda yankılandırdığın.
Sizlerle dertleşmek adına parmaklarımı klavyeye uzattığım kimi zamanlarda fikrimin can çekiştiğini, cümlelerin karanlıklar ardına gizlenip izini kaybettirdiğini hissediyorum. Bu zamanlarda ruhum sıkılıyor, düşüncelerim bir ışığa visal olmak için alabildiğine koşuyor. İnceden bir özlem duyuyorum. Hemen gelmek ama hiç dönmek istemiyorum.
Hüzünlerimi satılığa çıkardım; mutluluğa doymuş bir fukara arıyorum. Yaşadıklarıma ve yaşayacaklarıma “kader” deyip geçiyorum. Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımın suçunu ise irademin üstüne atıyorum. Dehlizler ötesinde yitirdiğim irademi gufrana teslim ediyorum.
Önce bir “oh” çekiyorum; “yaşanacak günler varmış daha…”
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!