camdan yapılmış bir seranın içinde,
geceyi omuzlarımızdan sarkan ağır bir kumaş gibi taşıyarak dolaşan iki gölge vardı
ve kapılar aralık kaldıkça içeri giren rüzgâr,
hangi bitkinin kökünden kırılacağını sessizce seçiyordu.
gökyüzüne gerilmiş ince bir ipin üzerinde,
rahmimde taş taşıyorum
adı konmamış bir felaketin cenini
kalbim değil bu
küçük bir akıl hastanesi
koridorlarında çıplak ayak dolaşıyorum
tam bir mevsim olamadık
takvim yaprakları değil
tenimiz eksildi birbirinden
kışın bitmesine bir hafta vardı
karın ağırlığı omuzlarımdan yeni inmeye başlamıştı
yok
ama odanın içindeki hava bile senin ağırlığını taklit ediyor
ve ben pencereyi açsam da kapanmış bir yerim var, içeri giren rüzgâr senin yokluğunu değil varlığının hayaletini dolaştırıyor perdelerde.
nefes alıyorum
ve göğsüm genişlemiyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!