Suya düşen şehrin akisleri yeşil yaprakken truncu sonbaharlara eskici cevrinaz, buruk bir el arabasının üstünde gider gider gelir dünya bazan, duyan gören var mıdır diye kendi içine kapanmış ayaz pencereleri, yılkıya sürgün sokakları, kepenkleri kapalı sohbetleri, yanıp yıkılsa da odalarının hiç bir kölesi ısınmayan bir arada param parça öbekleşmiş yalnızlıkları..mum alevine ve kum saatine yetişip ulaşmak için..
Her aşaması dik yokuşlu ayrı bir basamak kuyunun dibine kurak bakraçlar salmak gibi hani, Gemiyi sürükleyen maviliklere dökülen beyaz köpükler gibi hani.. Yükseklere çekilen kar soğuyla koyu Karanlığın içinde bekleyen ıssız istasyon ve oylum oylum dağ silsilesini küllere karıştırıp postası pusulası bilinmeyen dumanla boyayan hani.
Ve Yağmura bulanmış goncaları gül rengiyle akşamın kızıllığında kendinden giderken Işığın kalmış sanki
Ey güzel insan
Yoksa O Sen misin,
Değil misin..!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta