Bulutlar kefen ördü, ufuklar kara duvak,
Tarihe kanla düştü, o gün bembeyaz yaprak.
Çin sarayı titredi, sarsıldı köşe bucak,
Biz bu yola baş koyduk; sonumuz kara toprak!
Sadece kırk kişiydik, yürekte bitmez bir kin,
Bir zamanlar cihana, okunan o gür ferman,
Şimdi şu dağ başında, dizinde yoktur derman.
Savruldu koca ömür, sanki tozlu bir harman,
Enver diyorlar ona; bahtı kara kahraman.
Edirne Fatihi'ydi, o genç ve mağrur Paşa,
Sanma ki düşman, sınırda bekleyen bir kaçak,
Asıl hain içeride, kurmuş göğsüme tuzak.
Ne kılıç işler ona, ne deler geçer mızrak,
Benliğimdir o düşman; şah damarımdan yakın,
ama Haktan uzak!
Dağlar dumanlı, yollar çok uzak,
Kader ikisine kurmuş bir tuzak.
Naciye’nin gönlü çorak ve kurak,
Enver’e biçildi kefen, al bayrak.
Mektuplar taşıdı "Ruhum" sözünü,
Ötüken’in bağrında, kuruldu ilk otağımız,
Mete Han’ın emriyle, titredi şu dağımız.
Asya dar geldi bize, at sürdük biz batıya,
Yayımızı gerince, korku düştü katıya.
Yemen çöllerinde, yolumu bağladım,
Hasretin narıyla, sinem dağladım,
Düşmana değil de, size ağladım,
Sırtımdan vuranlar, gardaş çıktı bak.
Hicaz’ın demirden, o uzun rayı,
Kağıthane sırtı, sisli bir dere,
Mangalar dizildi, o mahzun yere.
Kader ağlarını, ördü bir kere,
Yakup Cemil durur, başı dumanlı.
Gözünü bağlatmaz, iter mendili,
Loş odalar, dar mekan,
Yere damlar, sıcak kan.
Masa, silah ve Kuran,
Yeminle durdu zaman.
Gözlerimizde ateş,
Ölüme olduk biz eş.
Yürüdü korkusuzca, alnı lekesiz ve pak,
Göklerden süzülen o, bir yıldırım, şimşek bak!
Ne saray emri dinler, ne de sultandan yasak,
Tarihin sinesine saplanmış bir al bayrak,
Talat; eğilmez, bükülmez çelik mızrak!
Avrupa’nın üstüne, çöken kara bir bahttı,
Sürdüğü o kısraklar, yıldırımdan bir attı.
Ne Roma dayanabildi, ne de köhne bir tahttı,
Tanrı’nın Kırbacı bu; kâinata bir hattı!
Papa diz çöktü yere, titreyerek ağladı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!