Gece, siyah bir pelerin gibi çökerken şehre,
Bir kadın cam kenarında demler hüzünlerini.
Parmak uçlarında soğuyan bir fincan çay,
Gözlerinde hiç uğramamış uykuların izi...
Eskidi cümlelerim, bakışlarımda bir toz bulutu,
Bir kadının en ağır yüküymüş, sevdanın unutuluşu.
Omuzlarımda dünyanın değil, bir gidişin izi var,
İçimde yarım kalmış şarkıların bitmeyen yokuşu.
Bir kapı kapandı, gürültüsü kalbimde,
Sanki dünya çekildi ayaklarımın altından.
Gidişin; sessiz bir çığlık gibi odalarda,
Hangi yöne baksam, biraz daha eksiliyorum sığındığım bu limandan.
Çaresizlik; ellerini uzatıp tutamamakmış,
Bildiğin yollarda yabancı gibi kaybolmak.
Sessizce çekildi dünya kıyılarımdan,
Bir veda cümlesine sığdı koca bir şehir.
Gözlerinde bıraktım en aydınlık sabahı,
Şimdi içimde bitmek bilmez bir nehir.
Penceremde dinmek bilmez bir yağmur,
Sanki bulutlar ayrılığın yükünü taşıyor.
Toprak kokusu odaya dolarken ince ince,
İçimde bir özlem, sığmıyor hiçbir yere, taşıyor.
Bir avuç kum gibi dağıttın beni,
Hangi köşeye tutunsam, elinde kaldım.
Oysa ben seni göğsümde bir gökyüzü sanmıştım,
Sen ise beni sadece fırtınalarda hatırladın.
Gidişinle devrildi içimdeki o koca çınar,
Her dalında bir anı, her yaprağında sitem var.
Terkedilmek değil de asıl canımı yakan;
Göz göre göre yalanlara sığındığın o duvar.
Gözlerime bakarken kurduğun o düşler,
Meğer bir tiyatroymuş, sahnen bitti artık.
Huzur diye sunduğun o sahte gülüşler,
Ruhumda derin bir yaraymış, anladım artık.
Bulutlar çöktü yine kentin omuzlarına,
Gökyüzü, ayrılığın ağır yükünü taşıyamıyor.
Sokak lambaları titrerken ıslak kaldırımlarda,
İçimde bir yangın, dışımda sicim gibi yağmur başlıyor.
Sert bir yankı koptu boşlukta, soğuk ve kesin,
Bir anahtar döndü içimde, kırıldı hevesin.
Yüzüme kapanan o kapı, son bakışındı senin,
Sırtını döndüğün yer, benim mezarım artık.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!