Bindokuyüzsekseniki yılı; Bursa'ya okumaya gitmişiz. Can dostlarım Halil, Erdem, İlhan aynı evde kalıyoruz. Kış günü ortalık kar tipi, fırtına. Sobamızı yakmışız, arada ısınıyoruz, ara ara ders çalışıyoruz. Soğuk kış gecelerinde ne yapılırsa öğrenci olarak, biz de onu yapıyoruz. Bu arada karnımız acıkıyor, amma peynir ekmek ile olacak iş değil bu, doyurucu bir şeyler yapmamız lazım. En kolay, en pratik Türk yemeklerinden biri menemen, hemen geliverdi aklıma o anda...
Daha önce yapmadım ama, yapanları seyretmişim ara sıra, onlar gibi yaparım diyorum nasılsa, içimden. Bir de arkadaşlara rezil olmak var yapamazsak. Halil ile İlhan gidip malzemeleri aldılar. Biz bir havalarla kolları sıvadık; ama bir yandan da dua ediyorum, ''Allah'ım ne olur beni arkadaşlarıma rezil etmede, şu işten bir alnımın akı ile çıkayım, sana kullukta hiç aksaklık göstermeyeceğim.'' Kalbim de güp güp atıyor haniyse...Neyse malzemeler geldi, kolları sıvayıp başladım, bir taraftan da arkadaşlara emirler yağdırıp hava atıyorum, ''şunu getirin, bunu götürün, biberleri domatesleri yıkayın''...
Sordum hepsine, daha önce hiç biri menemen yapmamış; bir oh çektim içimden, hata bile yapsam bunlar anlamaz nasılsa diyorum. Önce biberleri doğradım ince ince, tam o anda bıçak elimi kesmezmi hafifçe, bozuntuya vermeden ''Oğlum epeydir yapmadım da el alışkanlığım azalmış''diye geçiştirdim. Neyse parmağı sardık filan yine devam. Domatesleri kesmeye başladım, o arada arkadaşlar yağı, tuzu, yumurtayı ayarladılar. Biraz araya espiri katılır oldu. İlhan girdi lafa menemenin felsefesini yapmaya başladı, tarihçesine girdi biraz espri yollu. ''Menemeeen ilk defa Milattan önce sekizinci yüzyılda Menemenuslar adlı kavim tarafından bulunmuş ve de hala onların ismi ile anılmaktadır.''Biz de bir taraftan gülüyoruz. ''Tarihte yapılan ilk menemen de güvercin ve bıldırcın yumurtası da kullanılmış olup, daha sonra tavuk yumurtasına geçilmiştir.''Pasa anlatıyor İlhan kardeş...''İlk yapılan menemen başta bulunan kral 28. Feliksos'a yedirilmiş ve 28. Feliksos menemeni beğenmediğinden dolayı, tiz aşçıların kellesini vurun ve yeni menemen ustaları bulun''diye ferman yayınlamıştır...İlhan da çene düşük maşallah.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta