hiçbir gücün beni kurtaramayacağı melankolinin içinde boğulurken
yeşile boyanmış,
ışıkları gökyüzüne uzanan şehrin
en yüksek gökdeleninin tepesinde oturuyorum
hatırlamak denilen lanetin
düşmekten daha sert yüzüme çarptığı saniyelerde
kendimi
çırpındığım melankolinin kollarına bırakıyorum
mazi denilen karanlığın peşimi bırakmadığı;
notaların zihnimde cirit atarken
kalbimin sıkıştığı
müziğin en ince ayrıntısında
ruhumu teslim ediyorum yalnızlığa
lanet okuyorum edebi kaygılarıma;
yazabilmek için oluşturduğum
melankoliden çektiğim ıstırapla
hançeri koyuyorum yerine; sakladığım
hatıra kutularına saplanmaması için,
bir anlığına
unutuyorum en büyük düşmanın
kendi zihnim olduğunu
ve bir anlık dalgınlığım
düşmemi sağlıyor gökdelenden
çakılacakken ayrılıyor ruhum bedenimden
yosun tutmuş bir merdivenden iniyorum
her defasında kayıp düşeceğimi bilmenin bilgeliği
deneyimin atmaktan sesinin kısıldığı çığlıkları;
sessizliğin çok şey anlatmaya
körlüğün daha çok şeyi göstermeye
başladığı günlere dönüyorum
yine aynı melankolide boğuluyorum
beynimi uyuşturan gri rengine
teslim oluyorum elimden geldiğince;
hiçbir şeyin doyumsuz ahlaksızlığımı
tatmin etmeyeceğinin
farkına vardığım gün yakalıyorum seni
bu sefer de kaçarken
sokak arasında kesilen nefesim ile
boğuluyorum
gördüğüm ilk rüyayla gelen
tiksinç irkilmenin,
vücudumu zehirli bir sarmaşık gibi
ele geçirdiği sabahın mahmurluğu;
kaldırım arasında biten dikenli bir otun
bedenime batması ile hayata döndürüyor,
irkilerek uyandığım her sabaha lanet ediyorum
kendimi anlamanın çektirdiği azabın
anlamamaktan daha zor
olduğunu anladığımda, gri bir sis bulutu
geçip gidiyor içimden;
öyle sert çarpıyor ki benliğimi sürüklüyor beraberinde;
hiç duymamanın, duymaktan daha çok
işitmek demek olduğunu anlıyorum
ağacın altında elim
kahverengi ipe tutunurken kapanıyor gözlerim;
bazı şeyleri yapabilmiş olmanın
hayaliyle bitap düşüyorum
dudaklarımdan çıkacak birkaç kelimeden
kendimin de korktuğunu fark ettiğimde geçiriyorum ipten boynumu
bazı şeyleri dile getirmektense
yeğliyorum ölümü
yine bir şiir yazıyorum;
kalemin ucunun ruhuma battığı
mürekkebin siyahının kanıma karıştığı,
alışkın olduğum melankolinin
beni ayakta tuttuğunu öğrendim gecenin
parlak siyahında zihnimi aydınlatıyorum,
tezatlığın emriyle gözlerimi kapattığımda;
göreceğim şeylerin vebalini üstleniyorum
yazarım; kendimce
okurum, genetiğin getirdiği edebi yükün
altında ezildikçe
histerik olmanın getirdiği dengesizlikle
gurur duyduğum gecelere bırakırım
çilesini çektiğim zihinimi
bu aşka aşık kalp ile
ben, yazdığım her satıra
bıraktığım anılarımı,
ağzımdan düşecek her sözüm ile
kendimi gelecekten yankılanan sesime
adıyorum
geçmişin bileklerime bağlı yükünü
sökmek istemediğimden
en derininde boğuluyorum
dönmek istediğim ege denizinin,
en mavi yerinde yaşasam da ülkemin
dönemeyeceğim mavinin
yaşam dolu anılarını taşıyorum gözlerimde
dönmek;
ben ki nostaljik bir kalple
genç sözlere sahip olan
yaşlı bir ruhum,
bugün olmasa da bir gün daha
pencereye inen perdeleri aralayacağımı
anladığımda
kendime gülüyorum
asla akıllanmayacak olmanın sevincini yaşıyorum
küçük bir pakete dolduruyorum sevdiğim çiçekleri;
koparmanın verdiği üzüntüyle irkiliyorum
ancak bunu bir daha yapamayacağımı
idrak ettiğimde ise
bir telaş çöküyor üstüme
ayağa kalktığım gökdelenden
bırakıyorum kendimi
irkilerek uyandığımda
zahmet bile etmiyorum silmeye gözyaşlarımı
ne yaşadığımı anlamaya çalışırken
geçiyor gençliğimin bir kısmı
diğer kısmını ise
hatırlamaya çalışarak mahvediyorum
boğulmaktan şikayet ettiğim
melankoli sayesinde hayatta olduğumu
biraz çirkin bir söyleşi;
biraz da acımasız diyaloglarla
kafama vura vura soktuğumda
ne kadar analitik bir zihne
sahip olduğumu da hatırlıyor
ve kendime acıyorum
ve sonunda çakılıyorum
yaptığım hiçbir şeyin
kazanamadığım anlamları
yük oluyor benliğime
debelenirken bilincimde taşıdığım
diğer yüklerle birleşerek sıkıyor boğazımı;
ben nefes alamam bilirsin,
tepeler uygundur benim için
birkaç mezarın yan yana olduğunu gördüğümde korkmayacağım;
aşkları için ölen üç bedenden
ders alacağım
korkaklığımın getirdiği hüznün
beni ele geçirmesine izin verdiğim
bir yaz ayı;
güzel şeylerin yalnızca kışın yaşanacağını
geç anlatıyor bana felsefenin esiri zihin
ona felsefeden hoşlanmadığımı
söylemeye gerek duymuyorum
ikimizin de yazdığının yeteceğini düşünüyorum
tüm bileklerimdeki zincirleri kırmaya gerek duymuyorum
uçacağımı bilsem de
zor olanı yapmayı isteyerek
kendimi yine cezalandırıyorum;
bir kilisenin önünde iğneyi koluma batırıyorum,
tanrının beni tekrar akıllanmam için gönderip
sana aşık etmemesi için
bu sefer intihar etmiyorum
Kayıt Tarihi : 13.1.2026 00:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!