Asırlarca sustu nehirler, sustu o dilsiz toprak,
Uykudaydı bozkırın bağrında en son yaprak.
Gök girsin dedik, kızıl çıksın puslu kınından,
Vazgeçmedik bir an bile o kutlu yarınından.
Tozlu raflarda bekletilen o kadim yeminler,
Sanki bir fırtına bekler gibi derinden inler.
Söğüt’ün gölgesinden, Altay’ın rüzgarına dek,
Vuruldu mühürler kalbe, çelikten birer yürek.
Diz çökmek yakışmazdı o şanlı şecereye,
Hasret kaldık şafak vakti gidilen sefere.
Şimdi sarsılsın yer, gürlesin o beklenen nida,
Can bulsun yeniden ruhtaki o sessiz elveda.
Hazar'da kabardı hayaller, tan yeri ağardı,
Bir rengi gümüştü sevdanın, bir rengi bakırdı.
Yine de biz gönlümüzü demirin tavında dövdük,
Büyüdü o çocuk, onunla maveraya yürüdük.
Yeniden dedi bir ihtiyar, kaldırarak bastonunu,
Ardından tuğlar kalktı, açıldı sarılmış sancaklar.
Kundak yapıp asmak olmazdı,
Kutsal hazinemiz ruhumuza kazındı.
Böyle olmalıydı;
Kınında kılıç gibi duran tarih,
Sıyrılmalıydı zamanın kabından.
Böyle olmalıydı;
Tuğlar kalktı mı koşmalıydı,
Hazar olup taşmalıydı.
Öleceksek bir gün,
Yerimiz sıcak döşek değil, cenk meydanı olmalıydı.
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 21:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!