MARİKA’NIN TARLABAŞI
Son sahne programı da bitmiş., gazino boşalmış ve ışıklarını söndürmüştü… Ara sokaklara doğru giderek tenhalaşan cadde de omzundaki etolün üstüne taşan dalgalı saçlarını savurarak., baştan çıkarıcı topuk sesleri eşliğinde salına-salına yürüyordu… Adımlarımı hızlandırıp arkasından yetiştim… Ve ancak onun duyabileceği bir sesle., fısıldar gibi seslendim…
--‘Madam..., madam Marika’
Adımlarının temposunu düşürmeden başını hafifçe çevirip bana doğru baktı… Bir sıçrayışta önüne geçtim… Durdu., şarap kırmızısı dudaklarının aralığından kar beyazı dişlerini gösteren hafif bir gülümsemeyle yüzüme baktı… O daha hiçbir şey söylemeden ona olan hayranlığımın., her gece kaçırmadan izlediğim programıyla daha da arttığını söyleyip., neredeyse ilan-ı aşka ve ardından izdivaca varacak şekilde sıralamaya başlayıp., yolu da yarılamıştım ki parmağını dudağıma götürüp beni susturdu ve romantik bir melodi temposuyla..,
‘Simdi saatin geç olduğunu., kendisin de çok yorgun olduğunu., hem böyle şeylerin sokak ortasında bu şekilde konuşulamayacağını., yarın öğle üzeri evine gelmemi., Buralarda ciğerci Kosti’nin torunu Marika nerede oturuyor diye kime sorsam evini gösterebileceğini’ söyledi… Ve ‘sana şarkı söyleyemem ama imzalı bir plağımı veririm’ diye de ilave etti…
Yarına çok vardı ama yapacak bir şey de yoktu… Karakolun yanındaki sokağın karanlığında saçlarını dalgalandırarak yürüyüşü gözlerimden., topuklu ayakkabısının tıkırtıları da kulağımdan kayboluncaya kadar öylece durdum…
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.
Ayların sırtında yıllar taşındı,




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta