Bir fırtına koptu Beydağı’nın göğsünde,
Gece yandı, şehir yandı sustuk biz,
Tütünü bastık da taze yaraya, çığlığı yuttuk.
Yeşilyurt’un yollarında toz kalkar,
Bizim çocukluğumuz o sokaklarda kaldı,
Dönüp baksam arkama, yalnızlık el sallar.
Trikolar serilirdi gün ışığına,
Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun haysiyeti vardı;
Şimdi hangi kapıyı çalsan ardı duvar, ardı zindan.
Kayısı çiçek açar, biz yaprak dökeriz,
Zaman dediğin arsız bir cellat gibi keser yolumuzu,
Sen orada üşürsün, ben burada yanarım her gece.
Kaderin cebinde kalmadı bir tek umut,
Söküp attık yürekten o eski masalları,
Şimdi eyvallah deyip geçmek düşer bize bu şehirden.
Gündüzbey’de akan suyun sesi diner bir gün,
Bizim de hesabımız kesilir bu haramiler sofrasında,
Ne bir dikili taş kalır geride, ne soranımız olur.
Kanalboyu’na çöker bir ağır sükût,
Eski bir bağlamanın kırık teline vurur efkârımız,
Bu karanlık sokaklarda adın kalır, bir de benim ahım.
Battalgazi’nin kadim surlarına yasladım sırtımı,
Fırat süzülür gider de yıkamaz içimdeki bu pası,
Sen herif, savurdun beni bu gurbet elde yapayalnız.
Ceplerimizde kırık bilyeler, avucumuzda cam kırıkları,
Gece çökünce Malatya’nın üstüne simsiyah,
Sen herif, alıp başını gidersin, ben de arkandan bakar kalırım.
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 04:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!