Mahfî-i Hâl
Bir esmâsız cemâl uğradı gönül menziline,
Ne geldi denir, ne geçti — hâl arada mühürlü.
Zaman sandılar bu bekleyişi,
Hâlbuki bekleyen zaman değil, niyettir;
Ve niyet, saatte ölçülmez.
Sabrı giydim,
Lâkin bu bir zırh değil, edeb libâsı idi.
Diken sanıldı içimdeki sızı,
Oysa her diken
gülün mahrem işaretidir.
Bir ad var —
Söylenirse eksilir,
Saklanırsa çoğalır.
Ben çoğalttım.
Bu yüzden suskunluğum
bir yokluk değil, fazlalıktır.
Ney dediler,
İçi boş sanıldı.
Bilmeyen bilmez ki
neyin değeri nefesinde değil,
terk edilmişliğinde saklıdır.
Her üfleyiş ses olur,
Her susuş hikmet.
Çöl dediğin nedir?
Haritanın bittiği yer değil.
Orası,
ayağın iz değil,
niyet bıraktığı yerdir.
Kum savrulur, iz kaybolur,
Lâkin yürüyen
yürüdüğünü unutmaz.
Bir kuyu vardır,
İpi salanın gölgesi uzar.
Derinlik, su için değil,
insanın kendini ölçmesi içindir.
Yûsuf’u arayan çoktur,
Kuyuya bakan az.
Gül yağı sürülür dediler yaraya,
Ben dokunmadım.
Zîrâ bazı yaralar
iyileşmek için değil,
tanınmak içindir.
Bülbül sustu sanıldı,
Oysa ses
kalbin içinde yer değiştirdi.
Ne “olacak” dedim,
Ne “olmayacak”.
Bu iki kelime de
aceleci çıktı.
Ben “vardı”yı sevdim,
Bir de kimsenin fark etmediği
“olmamış olanı”.
Zira en ağır hakikat şudur:
Bazı hâller
yaşanmaz,
taşınır.
Ve herkes taşıyamaz.
Kayıt Tarihi : 18.1.2026 15:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!