Güneşin battığı yerdeyim,
akşamın dudağında bir sızı.
Udum elimde,
Yanımda kadehim sessizce bekler.
Bugün istasyon tarafındayım,
zaman paslı bir düdük gibi
içimden geçiyor.
Adımlarım yavaş,
Aç kapıyı cennet
Ben geldim.
Ayakkabılarım da elimde.
Artık sonsuza kadar birlikteyiz.
İstop, sek sek oynar mıyız?
Ne de olsa sekiz yaşındayım.
Yaş mı kemâle erdi,
Yoksa hayatın olağan döngüsü mü?
Bedenim öylesine yorgun ki,
Anlayamadım gitti.
SANAT ile HAYAT
Hayat bazen
omuzlarımıza çöken
isimsiz bir yorgunluktur.
Günler birbirinin kopyası,
Eskiler “Ağustos’un yarısı yaz yarısı kış” derler…
Ne kadar da doğru, bunaltıcı sıcaklar gitti,
yerini tatlı bir serinlik aldı.
En azından İstanbul için.
Öyleyse gezme vakti, bir an önce yollara düşmeli…
Bekle beni sevdanın şehri, geliyorum!
Şiir küstü mü?
Yoksa biz mi ilgilenmiyoruz?
Hâlbuki şiirsiz edebiyat olmaz...
Daha doğrusu şiirsiz hayat yaşanmaz.
Geçenlerde şair bir dostumla karşılaştım...
Çağımız şiiri de tüketti.
Oysa ne şairler tanımıştık, hepsi birer ekol.
Nazım’ın evrenselliği tartışılır mı?
Vatan şairimizi insanlık âlemi tanıyor.
Cemal Süreya, böylesi bir daha dünyaya gelir mi?
Hele Orhan Veli, her bir şiiri lezzetin dorukları.
Siyasetin çürümüş labirentlerinden sıyrılıp birazcık nefes almak,
birazcık hayatın derinliklerine dalmak...
Yorgun ruhuma öyle iyi geliyor ki...
Durmak yok, ver elini Burgaz.
Sait Faik'ten mi nedendir bilinmez; bu adayı çok seviyorum.
Sanki kurtarılmış bölge.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!