Susuz bir nehirin beşiği gibiyim bu sabah
Salınıyor o su afaki bir hazanda
Molekülleri karışmış yine iki sıfırı fazla
Bir gemiden seyrediyorum dağları
İki kırmızı papuçla
Kaçırılmış bir fırsat tarafından takip ediliyorum
Dev ekranda oynadılar son oyunlarını
Kaçıncı perdeydi bilmiyorum ama
Şöyle dedi kara şövalye,
"Belki de artık hepimiz gerçekleri yenmeye çalışmaktan vazgeçip
Ortaya çıkmalarına izin vermeliyiz"
Yahya Kemal Beyatlı'ya
Hiç yaşanmamış anılarımla
Gurbet kokan bir hayatım var
Gökyüzüne açmışım ellerimi
Her bulutta “sen” kokan bir buğu var
Sardunya diyorum,
ne kadar da güzel...
Öyle çok var ki dedi...
Ama yaprakları bile güzel kokuyor
Yapraklar kokmaz ki dedi
Üzerinde bir kadife masumluğu var
Ecel şerbetini içip kurtulan şehir
üstüne toprağı çekip uyuyan şehir,
dalgalan sen de rüzgâra karşı
içimde sadece hayali kalıp
ağlayan şehir...
Şehrin ortasına kurduğum hayallerden iplik yaptım
Nakış nakış işlenmiş her taşın altına bakıp aradığım oldu
Gümüş süslemelerin yapma güzelliğinden uzak o kum tanesini
Evet, ben ki o şehrin ortasına oturdum, dilendiğim eski bir adaletti
Selam sana Fatih'in İstanbul'u
Yıldırım Bayezid'in şehri Üsküp'ten...
Kubbelerin ve minarelerin üzerine yemin olsun
Çıngıraklı yılan olmuş yollar
Üsünde dikenler sırdaş
Yedi başlı canavara dönüşmüş hayat
İçinde kelebekler doğruyu ayıran
Nazenin seherinde açan güller
Bir bedende çok can taşır insan
Söz olsun tüm canlara, serden geçsinler
Memleket havası puslu yağmurlu
Kadife gecelerin hilâli doğarken şemsten geçsinler
Erken unutulmuş acılara benzer kasırgaların gelişi
Susmalar bilirim Eylül gibiydi hepsi
Yaprak düşmeden, dal kırılmadan
Bir kapının duvara yaslandığı gibi
Ne sonbahar ne yazdı arada kalan
Rüzgâr esmeden güneş kavurmadan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!