Gündüzler, öyle bir yırtılır ki
yamar dururduk geceleri
Düşleri çelimsiz ipleri kopuk
bir hüzün yongasıydı çocukluk
Delik deşikti hayatın cepleri
Bir avuç şairdik
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Düştüm maphus damlarına
Öğüt veren çok olur
Toplasam o öğütleri
Burdan köye yol olur
Ana baba bacı gardaş
Dar gönlüme el olur
Namus belasına gardaş
Döktüğümüz kan bizim
Biz hepimiz turhalıyız
Biz bize benzeriz
Yüz bin kere tövme eder
Gene şarap içeriz
At bizim avrat bizim
Silah bizim şan bizim
Namus belasına gardaş
Yattığımız dam bizim
Kız gelinim suna boylum
Doyamadan biz bize
Besmeleyle yüzün açıp
Oturmadan diz dize
Almış kaçırmışlar seni
Çökertmişler ıssıza
Namus belasına gardaş
Verdiğimiz can bizim
Ağam kurban beğim kurban
Hallarımı neyleyim
Ne bir eksik ne bir fazla
Hepsi tamam söyledim
Kır kalemi kes cezamı
Yaşamayı neyleyim
Namus belasına gardaş
Yattığımız dam bizim
Cem Karaca
Nasıl geldik bu günlere
Dizeler geriye götürdü
Sevgiler...
Öyle bir an coşmuşum Osman
Acılardan bir türkü
Düşünce yüreğine
Yetmiyor sevda sözleri
Yaralanmış ömrüne
Sığınaklar aramak
Kederli şarkılarla
Biraz daha yitip gitmek
Yıpranan dostluklarda
Yaralayan sözler gibi
Silinmeyen izler gibi
Zor yıllar
Uykusuz gecelerde
Sarıveren kaygılar
Kuşkuyla gözlediğin
O ölüm dolu sokaklar
Eksildi ömrümüzden
Umut dolu o yıllar
Siz miydiniz bizler miydik
yorgun düşen kuşaklar?
Yaralayan sözler gibi
Silinmeyen izler gibi
Zor yıllar
ZÜLFÜ Livaneli
Hani Benim Gençliğim - Ahmet Kaya
Hani benim gençliğim nerde
Bilyelerim topacım
Kiraz ağacında yırtılan gömleğimi
Çaldılar çocukluğumu habersiz
Penceresiz kaldım anne
Uçurtmam tellere takıldı
Penceresiz kaldım anne
Uçurtmam tel örgülere takıldı
Hani benim gençliğim nerde
Ne varsa bu gençliği yakan
Ekmek gibi aşk gibi
Ne varsa güzellikten yana
Bölüştüm büyümüştüm
Bu ne yaman celişki anne
Kurtlar sofrasına düştüm
Hani benim gençliğim nerde
Hani benim sevincim nerde
Akvaryumum kanaryam
Üstüne titrediğim kaktüs çiçeği
Aldılar kitaplarımı sorgusuz
Duvarlar konuşmuyor anne
Açık kalmıyor hiç bir kapı
Hani benim gençliğim nerde
Yağmurları biriktir anne
Çağ yangınında tutuştum
Hani benim gençliğim nerde
İçinde güzel satırlar,gelişmemiş duygular olsa da zorlama ile yazılmış şiirleri nedense sevemedim... Bu tür şiirleri yabancı kaynaklardan çevirilerde rastlamak mümkündür... Yabancı kaynaklardan çeviriler ehil kişilerce yapılmazsa tat vermez!. Bu şiirden tat alamadım...
evet hoş bir tarzı var. anlamlı bir şiir hayata , bize dair, şiire, söze dair.
ey direnmek, korkmamak, göllere göllere git
oralarda anlarsın kemerler ve akarsu iyidir
Turgut Uyar
'durmaksızın yırtıp sislerimi
bir şiire yattım son dizesinde
krizantem giyindim!.'
yani bana düşmeyen bir şehirde,mevsimine uyan çiçekler açtım...yalansa yalan işte!..yalanıma kendim inandım..ha bir de büyüdükçe ufaldım..:fındık kadar kaldım:))))cebine koyan sevindi ama ben kaçtım:)))))
'cep delik,cepken delik'ti yani!..
şiir güzeldi...şaire saygılar bıraktım.herkese de efenim...
yorgun
vurdumduymaz değil
vurgun
gidiyor
yenik
çiçekler
yirminci asır cılız omuzlarda
Bu şiir ile ilgili 33 tane yorum bulunmakta