Bir kuyuya düştüm…
“Yoksun” desem yalan olur,
çünkü her taşın gölgesinde adın var.
“Varsın” desem eksik kalır,
çünkü hiçbir sesin elime değmiyor artık.
Ben seni, yokluğunla varlığın arasında
askıda kalmış bir kalp gibi taşıyorum.
Çok sevmenin yetmediği yerden yazıyorum sana,
hani insanın sevgisi dağ olur da
karşısındaki bir taş bile kıpırdamaz ya…
İşte tam oradan.
Bir kuyuya düştüm sevgilim,
kuyu beş metre…
ip üç metre…
ve sen, uzatsan yetişecek kadar yakınken
tutmayacak kadar uzaktasın.
Seslendim…
Sesim duvara çarpıp bana geri döndü.
Anladım ki bazı isimler
çağrılınca gelmiyor artık.
Bazı insanlar
bir zamanlar cennetken
şimdi yalnızca hatıra oluyor.
Ellerimi toprağa sürdüm,
tırnaklarımın arasına seni doldurdum.
Belki çıkarım diye değil,
belki seni unuturum diye kazdım içimi.
Ama ne kadar derine inse insan,
sevdiği kadar yara buluyor.
Geceleri daha zor burada…
Gökyüzü küçücük bir delik kadar görünüyor.
Yıldızlar bile acıyarak bakıyor bana.
Ay, yüzünü senden yana çeviriyor.
Ben ise karanlıkta
senin gülüşünü ezberden aydınlatıyorum.
Biliyor musun…
İnsan en çok da
kurtarabilecek olanın sessizliğine kırılıyor.
Düşmek can yakmıyor bazen,
bakılmamak yakıyor.
Yarayı taş açmıyor çoğu zaman,
terk eden açıyor.
Şimdi burada,
yarım kalmış dualar gibi bekliyorum.
Belki bir gün vicdanın gelir de
sen gelmiş gibi olur.
Belki bir gün adımı hatırlarsın da
bu kuyu biraz genişler.
Ama gelmezsen de bil;
ben seni kötü anmayacağım.
Çünkü bazı insanlar
acıtsa da sevilir.
Bazı isimler
kanatsa da dudaktan düşmez.
Ve bir gün çıkar da gidersem buradan,
üstüm başım toprak, içim harabe…
Sana son kez şunu diyeceğim:
Ben senden vazgeçmedim,
sadece sevginin yetişmediği yerde
ellerimi bıraktım.
Agâh tövbekâr
Tarih:23/01/2023 13:15:00
Kayıt Tarihi : 27.04.2026 07:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!