Kurtuluş yok tek başına Şiiri - Haydar G ...

Haydar Güner
195

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Kurtuluş yok tek başına

Tek başına bir işçi,
karanlıkta titreyen bir kandildir ilkin
rüzgâra açık,
yalnızlığa mahkûm,
avuçlarında nasır,
gözlerinde yarım kalmış uykular,
yüreğinde çocuklarına sakladığı
sıcacık bir yarın düşü…

Bir madenin dibinde,
taş tozuna bulanmış ciğerleriyle
ışığı kazır toprağın bağrından.

Bir fabrikanın gürültüsünde
kendi sesini duyamadan
ömrünü makinenin dişlerine sürer.

Bir tarlada
güneş alnını kavururken
ektiği buğdayın kokusunu içine çeker,
ama sofraya oturduğunda
ekmek yine eksiktir.

Bir okul sırasına
aç oturan çocuğun gözlerinde
geleceğin gölgesi dolaşır.
Bir öğretmen,
tebeşir tozuna karışmış ömrüyle
yalnız harfleri değil,
direnmeyi de öğretir sessizce.

Ve dünyanın dört bir yanında
aynı sabaha açılır yoksul evlerin kapısı,
aynı kaygıyla uyanır analar,
aynı ağır sessizlik çöker
akşam sofralarına.

Çünkü açlığın dili birdir.
Çünkü emeğin alnı birdir.
Çünkü gözyaşının tuzu,
hangi denize dökülürse dökülsün
aynı acıyla yakar dudağı.

Sınırlar…
Bir harita üstüne çekilmiş çizgilerdir yalnız.
Tel örgüler, duvarlar, pasaportlar
hepsi kâğıttan kuleler gibi yıkılır
insan, insana el verdi mi.

Bir madencinin karası
bir öğrencinin umuduna karıştığında,
bir öğretmenin sabrı
bir işçinin yumruğuna değdiğinde,
bir çiftçinin toprağı
bir inşaat işçisinin türküsüne ses verdiğinde

işte o vakit
gecenin hükmü kalmaz.

Çünkü karanlık,
parça parça ışıkları boğabilir belki;
ama birleşmiş bir şafağın
önünde diz çöker.

Ve dünya
bir avuç efendinin kasası değil de
onu omuzlarında taşıyanların
ortak sofrası olduğunda,

çocuklar aç yatmayacak,
analar korkuyla beklemeyecek,
işçi emeğinin karşılığını alacak,
öğretmen onuruyla yaşayacak,
öğrenci yarına umutla bakacak.

Ve yeryüzü,
ilk kez gerçekten
insana benzeyecek.

İşte o gün
rüzgâr dağlardan ovalara,
kentlerden denizlere
aynı sözü taşıyacak:

“Kurtuluş yok tek başına
Ya hep beraber ya hiçbirimiz”

Haydar Güner
Kayıt Tarihi : 26.04.2026 06:47:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Yerin Altından Yükselen Ses, Yeryüzünün Ortak Vicdanıdır Bu ülkenin en ağır yükünü sırtlayanlar, en az konuşanlardır çoğu zaman. En çok terleyenler, en az gülenlerdir. En çok üretenler, en az pay alanlardır. Bir maden ocağının ağzında sabahı karşılayan işçiye bakın. Yüzünde yalnız kömür karası yoktur onun; eve götüremediği ekmeğin mahcubiyeti, çocuğuna veremediği harçlığın burukluğu, yarın işsiz kalma korkusunun gölgesi, ve buna rağmen dimdik durmanın inadı vardır. Yerin metrelerce altında çalışan insan, yalnız kömür çıkarmaz. Yalnız maden çıkarmaz. O, karanlığın içinden hayat çıkarır. Işık çıkarır. Memleketin çarkını döndüren alınterini çıkarır. Ama ne acıdır ki, bu düzen, o alınterini baş tacı yapmak yerine, hesap kalemlerine yazar. Maliyet der. Gider der. Tasarruf der. Ve insanı, emeği, ömrü; bir muhasebe cetvelinin satır aralarına sıkıştırır. Oysa emek rakam değildir. Emek hayatın kendisidir. Bir madenci “Çocuğum için buradayım” dediğinde, aslında hepimiz adına konuşur. Bir öğretmen maaşı yetmediği halde sınıfa başı dik girdiğinde, hepimiz adına direnir. Bir öğrenci gelecek kaygısıyla uykusuz kaldığında, hepimizin yarını daralır. Bir çiftçi toprağa küsüp traktörünü sattığında, hepimizin sofrası eksilir. Bir işçi hakkını alamadığında, aslında bir toplum biraz daha yoksullaşır. Çünkü hayat birbirine bağlıdır. Bir yerde sömürü varsa, başka bir yerde huzur eksilir. Bir yerde adaletsizlik varsa, başka bir yerde umut solar. Bir yerde emek hor görülüyorsa, başka bir yerde insanlık küçülür. Bugün maden işçisinin direnişi, yalnız maden işçisinin meselesi değildir. Bu; fabrikada vardiya çıkışı yorgun adımlarla yürüyen işçinin meselesidir. Atama bekleyen öğretmenin meselesidir. Okurken çalışmak zorunda kalan öğrencinin meselesidir. Tarlada ürününün karşılığını alamayan üreticinin meselesidir. Emekli olup yeniden çalışmak zorunda bırakılan insanın meselesidir. Çünkü sömürü, kapıyı çalarken meslek sormaz. Yoksulluk, kimlik sormaz. Geçim derdi, dünya görüşü sormaz. Açlığın dili birdir. Gözyaşının tuzu birdir. Emeğin alnı birdir. Tam da bu yüzden kurtuluş da parçalı değil, ortak olmak zorundadır. Bir madencinin nasırlı eliyle bir öğretmenin tebeşir tutan eli, bir öğrencinin umut dolu eliyle bir çiftçinin toprağa uzanan eli, bir fabrikada makine yağına bulanmış el ile bir hemşirenin şefkatli eli birleşmedikçe; adalet eksik kalır. Çünkü tek tek insanlar yorgun düşebilir. Tek tek sesler kısılabilir. Tek tek omuzlar çöker. Ama yan yana gelen omuzlar bir duvar olur. Birleşen eller bir köprü olur. Ortak ses, en kalın duvarları aşan bir yankı olur. Tarih bize bunu defalarca gösterdi: Hak verilmez, alınır derken kastedilen; kin değil, dayanışmadır. Öfke değil, örgütlü bilinçtir. Yıkım değil, insan onuruna yakışır bir hayatı birlikte kurma iradesidir. Eğer dünyada savaşların yerine kardeşlik konuşulacaksa, eğer çocuklar bombaların değil kitapların sesine uyanacaksa, eğer işçiler ölmeden çalışacak, yaşayarak üretecekse, eğer öğretmenler onuruyla yaşayacaksa, eğer gençler geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmayacaksa, eğer yeryüzü birkaç ayrıcalıklının kasası değil, halkların ortak yuvası olacaksa bunun yolu, emeğin ortak vicdanında buluşmaktan geçer. Adına sosyal adalet deyin, eşitlik deyin, dindarlık deyin, kamuculuk deyin, sosyalizm deyin, başka bir isim verin… Öz aynıdır: İnsanın insanı sömürmediği bir düzen. Emeğin baş tacı edildiği bir düzen. Bilginin, ekmeğin, suyun, toprağın, hayatın ortak iyilik için paylaşıldığı bir düzen. Çocukların aç yatmadığı, annelerin korkuyla beklemediği, emekçinin boynunun bükülmediği bir düzen. Bu bir hayal değildir. Bu, insanlığın vicdanında çoktan filiz vermiş bir tohumdur. Eksik olan, o tohumu birlikte sulamaktır. Bugün maden işçisinin yanında durmak; yalnız bir meslek grubuna destek vermek değildir. İnsanın insanca yaşama hakkının yanında durmaktır. Adaletin yanında durmaktır. Onurun yanında durmaktır. Geleceğin yanında durmaktır. Ve unutulmamalı: Karanlığın en koyu olduğu yer, ışığın en çok özlendiği yerdir. Yerin altında çalışanlar, yalnız kömür değil, bize o ışığın değerini de çıkarıyor. Şimdi sıra bizde. Ses olmakta, omuz olmakta, dayanışma olmakta, birbirimizin acısını kendi acımız bilmekte. Çünkü bu dünya, onu omuzlarında taşıyanların dünyasıdır. Ve bir gün mutlaka, emeğin güneşi, bu karanlığın içinden doğacaktır.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Taylan Uzar
    Taylan Uzar

    İnsanın özlem duyduğu yaşam bütünlüğü yeryüzünde var olur mu?

    Tarih bu beklentiyle yılları çürütmüş. Emek hep sömürülmüş, vicdan hep susmuş.
    Sessizlik çığ gibi büyük olsa da hep içimizde gömülü kalmış. Kısmı birliktelik dağıtılmış.

    İnsan olmanın anlamı hiç fark edilememiş. Birbirinin üzerine basarak yürünmüş yollar.

    Günümüzde, hoşgörünün, saygının sevgiyle bakmanın, adaletli olmanın yokluğu yaşanırken, bencilliğin bu denli görünür olduğu zamandan ileriye kuru bir umut yaşatıyoruz. Belki insanlık bir gün hayaline kavuşur diye.

    Çok çok anlamlı, dönüp her birimiz kendimizin aynasına bakıp, insanlık ve biz nereye gidiyoruz, ne yapabilirizi sorması gereken düşündürücü analiz niteliğinde

    Saygı selam her daim. ( Geçmiş olsun dileklerimle)

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)