Kurtuluş Savaşı Öncesi Esnası Ve Sonrası ...

Bayram Kaya
2924

ŞİİR


14

TAKİPÇİ

Kurtuluş Savaşı Öncesi Esnası Ve Sonrası Duruma Kısa Bir Bakış 13

Temel adım, yurdun savunulması için milli mücadele yapmaktır. Bu herkesin vakıf olup, etrafında genel ekseriyetle kenetlendikleri, meşruti bir haldi. Bu amaç etrafında; dinlisi de, dinsizi de ve kimi azınlıklar da örgütlenecekti. Ancak bu tutkunun güncel değerlerle eksen edilmesi çok önemliydi.

Gazinin çevresindeki heyetten olan kişilerin, Gazi Hareketi çevresinde oldukları zaman dahi 'geleceği planlar olma' ve bir 'ulus yaratma' bilinçleri hiç yoktur. Gazi'nin, askeri deha konum sıfat özelliğine inanarak, Gazi'nin çevresinde, padişahı ve saltanatı kurtarmak için mücadele gönüllüsü oldukları pek açıktır. Bunu Rauf Orbay’ın ve heyetinin, Padişsh Vahdettin karşısındaki bir kabul sırasında, padişaha sunduğu bağlılıklarını deklere eden söyleminde de, bu durumu apaçık görmek olasıdır.

Bu tür fevri ve hissi anlayışlar, devlet olamanın, devletin kurumlaşma kurallarını bilgi olarak tam ikmal edememenin, bütün yanılgılarını taşımaktadır. Bu yanılgı kişileri inanç ayrımcı tutar. Bu yüzden kişileri düz mantık çıkartışlı yapmıştır. Hâlbuki siz, böylesi bir inakçı anlayışla, Kurtuluş Savaşı oluşturulması esnasındaki, din adamı alimlerinin vaazını hiç dinlememiş olup da, öz hareketin içine katılan; dinsiz yâ da gayri Müslimlerin bulunmasını, bunların bu mücadeleye katılma hareketini, nasıl okuyacaksınız?

Bir kutsal hareketi, herkes baktığı yerden tutup anlar ve anlatırsa bu tarih bilinci olur mu? Halkın bir vatan sevgisi, bir kul olma Osmanlı tabiiyeti mantığı, ya da yurttaş olma bilinci yok mu da, din alimleri olmasa bu iş kotarılamazdı denmeye getirilmektedir? Din alimleri de, sonuçta yükümlülüğü olan bir yurttaş değiller mi? Din alimlerinin bilinçli bir toplum ve millet aidiyetliği yok muydu da böle söylenir? Halkımız müslüman olmadan öncede yurt savynması bilinci oluşturmuş, yurtlarını savunmuş devletler kurmuştur. İnançlar, halkımızın var olan bu bilincinin üzerine oturmuştur. Yani yurt sevgimiz inancımızdan dolayı değildir. Aksine inançlar zaten var olan yurt sevgimiz üzerine konumlaşmıştır.

20 Nisan 1920 günü Temsil heyetinin bildirgesi “devlet otoritesi olmanın bilincinde olan” herkesin manen olumlaması gereken bir haldir. Bu bildirge; en tabii, en gerçekçi ve kontrolsüz gücü, kontrol altına alan, kitleleri kazanmak için bir sosyolojik yaklaşımdır. Orada şaşa kalacak bir tavır yoktur. Ve orada, ülkenin gelecekteki inşasına katılacak bir inşa olur ufacık bir katılma malzemesi de yoktur.

Şunu söylemek tarih bilinci olan her okurda, anlamlar dönüşülmesinin, kod çözünmeleri yapacağı ve bir anlamalar açkısı olacağı da, pek açıktır. Kurtuluş Savaşı yapanların elinde, meşru bir devletin yasaları ve bunun hukuki kullanımın meşruiyetliği yoktur. Durum şudur; onca yoksunluklara rağmen siz savaş başlatacaksınız, hem de legal bir hükümete rağmen!

Meşruiyetliğin sağlayacağı her tür olunuşun tutamak, dayanak, talep ediş ve bu talep doğrultusunda yasal cebirlerini ellerinde tutabilmenin, muktedirliği sizde yoktur. Söz gelimi; vergi toplamak, askere almak gibi meşruiyetçi onanmaları, kutlu isyancıların ellerinde yoktur. Tek içsinilir ve kabul edilebilir zemini olarak; ” vicdani ortak kanaat” vardır ellerinde. O vicdani ortak kanât de; 'işgalin kabul edilemez olmasının tezahürüdür' ve “onun etrafında çekimleşerek, eksen olduruşların devinmesi vardır.” Bu da çok şeydir ama halkı kazanmada tam bir meşruiyetlik olmuyordu! Gerçekçi bir önder, böylesi bir devinmenin vicdani legalitesini, geniş kitleler üzerinde nasıl oluştururdu? Elbette inanç ve yurt aidiyet birliği üzerinde legal ize ederekten olacaktı.

İstiklal Savaş'ı mücadelesi zorunlu, ama otoritenin zorlamadığı bir gönüllü harekettir. Bu da yukarıda açıklandığı nedenle, ortada legal bir baş varken, yeni bir illegal başın aranışı gibidir! Ortada yasal olan başın, otoritesi yok iken, halkın kendisini otoriter kılmanın ikamesidir bu. Halk hareketini ve onun yönetimini, evrensel anlayışlar ve ulusal değerler içerisinde yasal kılmanın meşruiyet dayanaklarını ortaya koymaktır bu. Halkın bin yıllarla, kul mantığı içinde, uyuşturulma ve şartlandırılmalarından uyandırılışının silkinmesinin de mücadelesidir bu kutsallık.

Türkün kutsal isyanı, halkının cehalet içinde ve öğütçü baskıcı yapı içinde tutulmasının da isyanıydı. Sorup sorgulaşmayan, gelenek görenek ve inançlar cenderesi içinde şaşkına çevrilmiş, horlanmış, duasını bile daima birileri etmiş olunan halkın, işte bu bir yığın, olumsuz alışmalarından sıyrılışını da, içsel, özsel devinimin kendiliğinden tutum oluşunun da, hareket kılınışıdır; bu kutsal isyan.

İşte Gazi’nin ve olabildiği kadar cami vaazlarının, bu öz görüngü hareketlerin, oluşması ile buluşup, faylaşma tetiklemesini yapacaktır. Bu öz hareket olmasa, hiç kimse bir şey yapamazdı. Temel olan, görülmesi gereken meşru oluş da buradadır. Gazi bu hareketi doğru okuyup değerlendiren önder bir diyalektiktir. Ne daha önce, ne daha sonra ortaya çıkmıştır.

Zamanı ve zemini iyi kollayarak bu kutsal isyanı gerçekleştirdi. Söz gelimi Gazi aynı yeni ulus kurma eylemini Çanakkale Savaşı arbedesinde yapsa idi başarılı olur muydu? Bunun bir yolla bir cevabı olur. O yol da çevrel nesnel sosyal koşulların tam bir seçicilikle, oluşmamamış olması nedeni ile tamamen bir başarısızlık olacaktı. Her zaman bir miktar çevre ve sosyal koşullar vardır. Ama bu siszi muaffak kılmaz. Şimdikiler gibi birden bire, sezonluk indirimlerin ucuzluğu ile güya halk iradesi olmuşlar gibi değildi.

Burada şu değerlendirmeye girmek olası. Bir iç ve bir dış neden buluşmuştu. Durumda bir belirme, bir gerçeklenme ve bir gerçeklik ortaya çıkmıştı. Gazi, bu gerçeklenmenin dış nedenidir. Asıl olan iç nedendir. Halkın azmi ve kararı olan öz harekettir. Bu da; “ya istiklal, ya ölüm” parolası ile dile getirilişin bilincidir. Bu bilinç olmadan bir şey yapmanız olanaksızdır. Bu karar kurtuluş azmindeki çekenlik çevresinde birikiştir. Bu dizi boyunca dediğim genel ortalamada buluşan halk devinimdir. Gazi de, bu birikişin, kadrolarla yönlendirilmesi iradesidir. Bu devinim er geç kendine uygun, her dış nedeni değil ama mutlaka bir dış nedenini, bulacaktı. Ve birlikte etkinleşerek gerçekleşecektiler.

Yani GAZİ'Yİ; BU HAREKET OLUŞTURMUŞTUR. Bu hareketi de, Gazi yönlendirip, genelin özlem, çıkar ve istemine uygun sonuçlandırmış; karizmatik katkılıklarını da ortaya koymuştur. Kıyası kabil bile olmayan, cami vaazları; bu hareketin etkisi ile oluşmamıştır. Camiler tartışma alanları değildir. Bu tür tartışma görünümü içinde yüz yıllarca tartışmaları ve uygulamaları olsa da, esasta bu tartışmaları Tanrı buyruklarının tartışılmazlığı ve Tanrı bildirilerinin bilinç edilmesi kural ve zorunludur. Cami, bu hareketin, iç ve dış temel nedeni değildir. Durum yenidir. Özeldir. Konjonktürseldir. Oluşum da, güncel, evrensel ilkeler doğrultusunda konjonktürsel ve yenidir.

Sürecek

Bayram Kaya
Kayıt Tarihi : 3.8.2008 02:26:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Öcal Osman
    Öcal Osman

    emek harcanarak ortaya konan bu değerli çalışmayı tam puanla selammlıyorum, tebrikler hocam.

    Cevap Yaz
  • Meltem Ege
    Meltem Ege

    seviyorum böyle bilgilendirici yazıları..
    dikkatle ve hayranlıkla okudum..
    kaleminiz susmasın üstad...

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (2)

Bayram Kaya