Bir ülke var…
Yaraları saklanmış, acısı süslenmiş,
Gerçekleri toprağın beşinci katına gömülmüş.
Halkın yüzünde biriken çizgiler,
Görünmese de gökyüzünde,
En keskin gölgedir gündüzü karartan.
Bu karanlık, yıllardır biriken haksızlığın gölgesidir;
Yolsuzluk, yoksulluk, adaletsizlik yarasıdır ülkemin.
Damarlara sinmiş bir zehir,
Şehrin duvarlarında yankılanan bir ağıt,
Yolsuzluğun bir sözcükten çok daha fazlası oluşudur;
Her gün biraz daha büyüyen görünmez bir mezar.
Bu mezara gömülen insan değil, umuttur aslında.
Ve umut öldüğünde
ülkenin nefesi kesilir; fark etmeden,
Fark ettirilmeden.
Emeğin tarihi
Küçük bir çocuğun ayakkabısında başlar.
Bu yüzden en derin acı, çocukların ellerine yazılır.
Alın teri kurumadan çalınır,
İnsanlar çalıştıkça yoksullaşır.
Zenginlik yalnızca mermer merdivenlerden yukarı tırmanır;
Emeğin sesi bodrum katına hapsedilir.
Adalet…
Bu topraklarda adı var,
Gölgesi bile yoktur.
Kendisi gölgelerin arkasında titrer.
Ve herkes bilir,
Terazinin bir yanında ağırlık yoktur artık,
Diğer yanında ise taş değil, diktatör oturur.
Hep bu yüzden sesi çıkamaz hak arayanın,
Çünkü kapılar içeriden kilitlidir.
Siyasetçiler konuşur…
Ama kelimeleri boşlukta yankılanır.
Çünkü söyledikleri değil,
Sakladıkları şeyler etkiler insanları.
Etnik milliyetçiliğe demokrasi maskesi giydirir,
Barış kendi çıkarlarında öğütülür;
İktidar memnun, isteyen de memnun,
Herkes kendi yolunda kaybolur.
Gerçekler birer birer kesilir,
Kırpılır, inceltilir,
Sonunda tanınmaz hâle gelir.
Gerçekler birer birer kesilir,
Kırpılır, inceltilir,
Sonunda tanınmaz hâle gelir.
Halkın önüne
Sadece görmek istedikleri getirilir.
Algı…
En tehlikeli silah budur.
Bir cümleyle bir insanı kahraman yapar,
Bir başka cümleyle tüm bir haklıyı suçlu.
Gerçek, atkısı çalınmış bir kış sabahı gibi üşür durur.
Yalan, sobanın başında ısınır,
Halkın aklıyla dalga geçer.
Ve insanlar yavaş yavaş inanır
sadece kendilerine gösterilene.
Çünkü gerçeğe ulaşmak
bir ömürden pahalıdır artık.
Bir ülke var…
Sessizliği bir çığlığı andırır,
Çığlıklar duyulmaz olur.
İnsanlar konuşmaktan vazgeçtikçe
Kırılır kelimeler.
Kırılan her kelime
Yeni bir yük biner halkın omuzlarına.
Ama bilin ki…
Küllerin altına saklanan hiçbir yangın ebediyen sönmez.
Bir gün tutuşur bir işçinin ellerinde,
Bir annenin gözyaşıyla büyür,
Bir gencin öfkesinde yeniden alevlenir.
Gerçek, toprağa gömülse bile,
Kökleri karanlığı deler
Ve en sonunda gün yüzüne çıkar.
Bir ülke var…
Gözler bağlı, kulaklar mühürlenmiş,
Ama yürekler hâlâ atıyor.
Kimi susturulmuş, kimi aldatılmış,
Ama her damla gözyaşı
Bir sonraki fırtınanın habercisidir.
Sömürü çarkı dönerken,
Çarkın dişleri çatırdar halkın direnişiyle.
Her haksızlık birikir,
Her yolsuzluk birikir,
Bir gün taşar o biriken sessizlik.
O gün geldiğinde,
Ne iktidar kalır ne menfaat peşinde koşanlar…
Ne post ne taht…
Sadece çıplak ve acı gerçek
Halk yüzüne vurur.
Yıkılır algı oyunları,
Sanal perdeler bir bir düşer.
Kendi elleriyle ördükleri yalanlar
Kendi yüzlerine geri döner.
Ve halk, yılların biriktirdiği öfkeyi
Damla damla, umut gibi taşır
Karanlığın ortasına.
Emeğin hakkı geri alınır.
Alın teri, gülüşlere, sofralara,
Çocukların ellerine döner.
Adalet, gecikmiş olsa da gelir;
Terazinin boş kefesi dolar
Ve nihayet gerçek, çığlıklar arasında parlar.
Bir ülke var…
Ama bu kez farklı:
Küllerinden doğan,
Yorgun ama uyanık,
Sessiz ama isyankâr bir ülke.
Çünkü halk öğrendi artık:
Söz, yalanla örtemez gerçekleri.
Gözler, perdeyi delip görür.
Ve halkın gücü
Yırtar yalanları,
Alır alın terini.
Yıkılır saltanatı,
Ne malı kalır kralın ne veliahtı
20 Kasım 2025
Kayıt Tarihi : 9.1.2026 12:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!