Ben jiletin öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler
Puhuların üstünden gece vardiyaları ve rıhtım görülüyor
Üstündeki kan kokusu bütün cesetleri buraya çekecek
Öyle şehvetli ki dudaklarını saran atmosfer
Diplerine kömür çökmüş tırnaklarıyla küçük serseriler
Senin ellerinden kabusun matarasını kapacak ve
İçindeki sessizliği içecekler
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Havaya bir kuş at, ben onu yerdeki gözlerimle vuracağım
döndüm yine sana çarptım şiir...
karanlıkta herkes biraz zencidir*
sayfa onsekiz
bu gün bana
kendinin haricinde başka şiiri
okutmayan şiir
elimi, beynimi ve de gözlerimi ne kadar
zorlamışsam da...
alıp beni tekrar kendine götürdü.
Küçük İskender ve özgün şiirleri.. yorum yapılamayacak kadar özgün ..
Yitik
Cebimde kırık çakıl taşları,
Zulamda umut.
Bekliyorum,
İyi niyetimden.
Eda Uzunok
Dünyada hiçbir şey yeni değildir
sen git kendini tanı...!
Nasır Hüsrev ( doğu düşünürü)
BEHRUZ DİJURİAN
Elbette uzun uzadıya bir şeyler yazmayacağım... Ya da bir kaç teorik laf etmeyeceğim. Sadece şunu söyleyeceğim: Küçük İskender ( Derman İskender Över asıl adı budur ) 1980 sonrası şiirimizin ( bazıları karşı çıkabilir İskender 1990 dan sonra yazmaya başladı diye, her ne kadar ilk kitabı 1988 yılında çıksa da... Altını çizmek istediğim konu başkadır.) en önemli, en sivri en marjinal ve en başarılısıdır kuşkusuz. Her ne kadar Amerikan şairi Allien Gınsberg etkileri olsada, İskender başlı başına bir şairdir. Ve gelecek kuşaklar O'nun takipçisidir.
Acılar olsa da yaşamak, hem de aşk ile, göz yaşı gibi sevişerek ve içimizdeki mutsuzluğu düş prenslerine içirip intiharın bu yanında kalmayı çağrıştırıyor daha çok. Şiir çağrıştırdığı ve okuyanın içinde rüzgarlar estirdği oranda, her okuyuşta ayrı bir tat alındığında şiir. Bu şiir defalarca sıkılmadan okunabilir bence.
’’Ben intiharın öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler’’
Bu satırın yeri ile aşağıdaki satırın yeri değişmesi gerekir. :
Ben mezarın öteki yanına yatacağım sana iyi geceler
İntihardan sonra mezar gelir çünkü mezardan sonra intihar değil..!
....
Bak, yatakta ikimiz de ağlıyoruz; meselemiz malum, aşk ''
Meselemiz malum, aşk..aşk açık bir ifade şekli anlatılmış..belki yalın anlatmaya çalışmış, ama olmamış..!
daha gizemli veya ardından bir cümle getirerek aşkı kendi anlayışı içinde tarife çekebilirdi..
Şiirin düşüncesi ve dili İskender beyin her zamanki tarzı..!
……………..
Dünya edebiyatından bu dil ve düşünce benzerini kullanılan şairlerle aşina olmayanlar onu marjinal ve kutusundan yeni çıkmış sanabilirler ama en azından artık onlar için bile sıradanlaştı ..
Şair bir an evvel yeni arayışlar içine girmeli ve kendini yenilenmeli..aşk gibi yani..! yoksa şiirinin intiharı kaçınılmazdır.
Son kitapta da yeni bir düşünce bulamadım. bildik şeyler ve düşünceler doluydu.
Bu yazıda öneride bulunduysam da, şiir olarak değerlendirmiyorum..
Saygılar
Behruz Dijurian
biraz canınız sıkkınken yazdığınız bir şiir galiba ama hayat her ne olursa olsun yaşamaya değer...
Bu şiir ile ilgili 22 tane yorum bulunmakta