Hayat süprizlerle dolu. Bazen acı bazen tatlı. İçinden geçtiğimiz zaman dilimi bize en acılı, şaşkın, perişan, bilinmezlik günlerini yaşatıyor. Covid 19 korona virüsü doğağayla aramıza izolasyon koydu. Aile yapımız bile farklılaştı herkes kendi odasında kendi evinde mecburen. Çinden yola çıkan Virüs hızla geldi ve tüm dünyayı sardı. bazı yerlerde çk şiddetli ölümler binleri aştı. Sağlık sistemleri çöktü. Avrupada İtalya merkez konumuna geldi. İspanya onu takip etti. Almanya, Fransa,Hollanda,Romanya komşu Yunanistan . Tabii çok uzun sürmedi Amerika İtalyayı da geçti. Kanada hemen yanı başındayerini aldı. Tüm tıp oteriteleri, Dünya sağlık örgütü bir ilaç bir aşı için gece gündüz çalışıyor. En çok da ilaç üzerinde duruyorlar. Çünkü aşı yaklaşık onsekiz ayı gerektiren bir deneyim süreci gerektiriyormuş. Tarihe dönüp baktığımızda nerdeyse her yüz yılda bir salgın hastalıklar milyonlarca insan hayatını çalıp götürmüş, ekonomiler çökmüş, kalanların ruh halleri bozulmuş, kurtulanların bedenlerinde arazlar kalmış. Kurtulanların genelde küçük çocuklar olmuş. Ve o yıllarda bize hikayeler, romanlar, şiirler, aşılar, ilaçlar kalmış. Fakat Korona virüsün bir başka özelliği var. Hem hızla tüm dünyya yayılması hemde türleri içinde en dayanıklı olması ve hiç bir ilaç karşısında yenilmemesi. Yani sil baştan yeni bir ilaç ve aşı gerekiyor. çin birçok yöntemler deneyerek yaklaşık üç ayaı aşkın süre içinde virüsü kontrol altına aldı. Biz şu anda zirveye koşan bir tablo ile karşı karşıyayız. Allah sağlık çalışanlarımıza doktorlarımıza, aşı ve ilaç çalışmaları yapanlara güç kuvvet versin. Okullarımız tatil, bazı kuruluşlar uzaktan çalışma yada dönüşümlü çalışmayı devreye soktu. Ne yazık ki işten çıkmalar aileleri zora sıktı. bazı bölgeler karantina altına alındı. Ama yetmiyor çünkü virüs yıkıma devam ediyor. Gıda fiatları artı. Hijyen en önemli ilaçtı virüse karşı. Bu yüzden marketlere gittiğimizde temizlik rafları bomboş. Bu güne kadar gittiğim yerlerde kolonya göremedim. Allahtan önceden evimde bir şişe kolonyam vardı. Şu anda altın değerinde. Doğa biz öyle acı bir süpriz yaptı ki. Ey insan oğlu sustum sustum ve şimdi bana yaptıklarınızın hıncını alıyorum der gibi.
Sokaklar, caddeler, parklar sahiller bomboş. Kuşlar, köpekler, kediler diğer bütün canlılar özgürce dolaşıyorlar. Belkide kısıtlana özgürlüklerine kavuştular. Tekmelenen köpekler, keyfi dövülen kediler, vurulan kuşlar görmüyoruz televizyonda. Ağaçları, ormanları, denizleri akarsuları hoyrattça harcayan insan oğlu şimdi bir virüsün pençesinde can çekişiyor. Süni savaşlar çıkarıp küçük ülkelerin yada güçsüz ülkelerin Madenlerini petrollerini yutmak için silah üstüne silah üretenler şimdi Kor0na virüse yenik düştüler. aMerika başkanı şu kadar ölümle çıkarsak çok iyi iş başrmış olauruz diyor. Her ülkede manzara aynı. Sokaklarada ölen insanlar. Yorgun düşmüş sağlık çalışanları. korku ile çalışmak zorunda olan insanlar. alınan bütün tedbirlere rağmen virüs yoluna devam ediyor. Sanki ben yapacağım yaparım siz uğraşın der gibi.
Kimse ne olacağını işin sonu nereye varacak bilmiyor. Önce altmış yaş üstü risk altında dedyip yasakkondu. çünkü solunum sistemini etkiliyor zatüre ve akciğerleri bitiriyor. Yaşlılarda zaten solunum, tansiyon , şeker rahatsızlığı ağırlıklı olarak var. Ama genç hatta bebek ölümüde ekranlara yansıyor. hamile ve çocuklarda az etkili oluyor deniyordu. Kocaelinde dün hamile bir kadın öldü. çocuğunu alıp kontrol altına almışlar yaşıyor. diğer taraftan doksan iki yaşında bir yaşlı virüsü yenerken. İtalya da on altı yaşında bir çocuk hayatını kaybetti.
Beslenme diyor uzmanlar bağışıklık sistemi çok önemli diyor temel sebep bu olsa gerek. Çünkü hazır yiyecekler fatfoodlar bizi hemobez hem dayanıksız kıldı. Doğal yiyecekler rafa kaltı çoktan sonuç. Ektiğimizi biçiyoruz en acı biçimde. Antartikda eksileri gösteren termometler Küresel ısınma sonucu artıları gösterir oldu. Doğa kendini temizliyor. Baktı insanoğlu kendine çeki düzen vermiyor. Onca silah füze savaşlarda atılan bombalar, göçler, mülteci kampları. İnsanoğlu sen bunu hak etti. Ama üzlüyorum ben mazlum masum insanlar hayata henüz yeni başlayan çocuklar bu olumsuz tablonun içinde kaldılar. Önceki nesillerin acımasız yıkım ve müsrüflüklerini acı şekide yaşıyorlar. Hava gözlemcileri Oksijen oranı arttı son günledre Azot oranı düştü diyor. Niye? Uçaklar, trenler, arabalar, fabrikalar durudu. en önemlsisi insanlar evlerinde hapis..
Dersini aldınmı insan oğlu, ellerini başının arasına alıp, ben nerede hata yaptım diye düşünüyormusun. Onca silah, füzeler, yatlar, katlar işine yaradı mı? Düşün düşünde ona göre hareket et. İhtiyacından fazla tüketip doğayı kirletme. Yeşil alanları, denizleri, ırmakları temiz tut. Dünya çek up yapıyor. Ömrü olan kalacak ve yaşama devam edecek. yaralar sarılacak ama olanlar unutlmamalı. veba, sıtma, verem, kuş gribi, domuz gribi gibi covid 19 da bir gün kontrol altına alınacak. Doğanın acı şakası aslında insanın acımasız tüketimin cevabıdır unutma.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta