Akdeniz'in tuzlu rüzgarı, Endülüs'ün portakal bahçelerini okşadığı o sabah, Kurtuba çarşısında üç adam aynı anda aynı tezgahın önünde durmuştu. Biri Müslümandı: Buharî. İpek kumaş tüccarı, geniş omuzlu, sakalına ilk beyazlar düşmüş bir adam. Biri Museviydi: Rabbi Yahuda Hannasi. Küçük ve çevik, gözleri her zaman bir şeyi hesaplar gibi parlayan bir kitap satıcısı. Üçüncüsü Hristiyandı: Pavlus. Manastırda büyümüş, şimdi kasabada demirci dükkânı işleten, elleri nasırlı, yüzü güneşten yanmış bir adam. Üçü de aynı narenciye tezgahına uzanmıştı. Aynı portakala. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra önce Pavlus göğsünden gelen geniş kırsal bir gülmeyle güldü. Buhârî arkasından. Hannasi en son, ama en içten. O günden sonra üçü zaman zaman karşılaşır oldu. Çarşıda, kuyunun başında, akşamları şehrin surlarına yaslanmış dinlenirken. Konuşmalar önce havadan sudan başlardı: fiyatlar, hava, hangi tüccar kimi dolandırdı. Ama yavaş yavaş, günler geçtikçe, sözler daha derine inmeye başladı. Bir akşam Hannasi alışkanlıktan doğrudan sordu:
— Buhârî, sana sorulmuyor mu? Bir Yahudi'yle neden bu kadar vakit geçiriyorsun diye.
Buhârî bir süre sustu. Portakal kabuğunu büktü parmaklarının arasında, kokusu yayıldı havaya.
— Sonunda bir kere soruldu, bir kere dedi.
— Ne dedin?
— Dedim ki: Hannasi benden daha dürüst bir adama borç verir, sözünden daha sağlam bir insan tanımadım bu şehirde. Allah benden dürüstlük istiyor, sen de dürüstsün. Aramızdaki meseleyi çözdüm böyle.
Hannasi bir şey söylemedi. Ama bakışında bir şeylerin yumuşadığı görüldü. Pavlus'un derdi daha farklıydı. O dertsiz oturmazdı zaten. Bir kış gecesi, üçü Buhârî'nin dükkânının arkasındaki küçük odada toplanmıştı. Dışarıda yağmur vardı, içeride bir kandil yanıyordu. Pavlus konuşmaya başladı, duraksadı, yeniden başladı.
Aşkında yitip yok oldun,
Karıştıracaksın günü ,ayları .
Sevgi yollarında ne kaide, kanun
Kendin aşmalısın bu dolayları .




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta