Aynı bina içinde ne ben varım nede siz
Tıpkı ölüler gibi yaşayan komşularım
Size ölü derimde ölüler olur sessiz
Oysa her gün her zaman ayak sesi duyarım
Hele ayak sesleri kapıma yaklaştıkça
Komşu diye kapıma vuracaklar sanırım
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Evet Şairi kutluyoum bu günkü Apartıman komşulğunu çok güzel işlemiş malesef türk halkı bu duruma getirildi Havamızı suyumuzu toprağımızı denizlerimizi kirleten zihniyet komşuluk anlayışınıda değiştirdi Şairimizi yürekten tebrik ediyorum seyit hocamada ayrıyeten teşekkür ediyorum güzel tahlilinden dolayı selamlar...
Artık komşu haklarının gözetilmediği bir dönemde yaşıyoruz. Sanayileşmenin ve endüstriyel gelişimin bir armağanıdır bu olumsuzluk. Materyal sistem ihtiyacımız olmayan şeyleri üretip ihtiyaç gibi göstererek lüks bir yaşantıyı hayatımıza sokmuş ve bizi maddenin kölesi hâline getirmiştir. Hiç birimiz bu yaşantıdan müstağni değiliz. Öyle ki çalışanlarımızın gelirleri artık evlerinin tasarımına dahi yetmemekte havaî olan yaşam standartlarımız yükseldikçe komşuluk ve akrabalık bağlarına ayıracağımız bu zaman, fazla kazanmak için girişmiş olduğumuz beyhude girişimlere gitmektedir. Bu da yaşantımızla beraber düşüncelerimizi de değiştirmekte zamanla artık bu bizim karakterimiz haline gelmektedir. Ondan dolayı eski insanların sıcaklığını yeni sokaklarda ve caddelerde görememekteyiz. Soğuk betonların havasını teneffüs ede ede artık bizlerde kendi kültürümüze yabancılaşan soğuk bireyler hâline gelir olduk.
Selâm veren insanlar bile artık tanıdıklarına selâm verseler de hâl ve hatır sormaları da aleladeleşerek kalıplaşmış kelimelerden ibaret üç-beş cümle ile geçiştirmektedirler bu sohbetlerini… Yoksa onun hatırını ve nasıl olduğunu sorması dertli ise derdine çâre bulması, borçlu ise borcunu ödemesi için değildir. Yalnız kalan insanların kendi korkuları içerisinde ruhi haletleri bile değişmektedir. Yalnız kalma korkusu kişileri toplumdan soyutlayarak kendi halinde yaşayan vurdumduymaz bireyler yapmaktadır. Bu ise toplumsal saygının ve kaynaşmanın yegâne olumsuz etkisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunu büyük şehirlerde yaşayan insanlar daha yakînen göreceklerdir.
Adem Ulutaş ağabeyimizin bu şiiri de bu toplumsal yabancılaşmaya değinmektedir.
“Aynı bina içinde varlığımdan habersiz”
Derken bir gerçek ifade edilmektedir. Aynı binada yaşayan kimseler komşularının dahi ismini bilmemekte. Anadolu kültürü ile yoğrulan bir kimse ayak sesi ile eski günlerdeki gibi komşularının ziyaret edeceklerini vehmederek kulağını kapıya kabartmakta, ancak gittikçe uzaklaşan ayak sesi onu yalnızlığa iterek bir hayal kırıklığı yaşamasına sebep olmaktadır.
Bu şekilde yaşamak şâiri komşularına: “Tıpkı ölüler gibi yaşayan komşularım” diyecek hale getirmektedir. Gerçekten bu kimseler hayattadırlar ancak komşusunun derdi ile dertlenmeyen sevinci ile sevinç duymayan gördüğü zaman selâm vermeyen bu bireyleri ölüden farlı kılan neyi vardır? Böyle kimseler tıpkı meyyit-i muharrik gibidirler. Hareketleri vardır ancak hareket eden kimseler bir ölü kadar duyarsızdır çevresine:
“Size ölü derimde ölüler olur sessiz” mısraı bunu ifade etmektedir.
“Hele ayak sesleri kapıma yaklaştıkça
Komşu diye kapıma vuracaklar sanırım”
Bu dizeler gerçekten zamanımız insanının ne kadar akraba ve komşuluk haklarına duyarsız kaldıklarının bir belgesi konumundadır. Oysa İslam dinin müntesipleri ve Türk Kültürünün temsilcileri olarak biz böyle değildik. Şimdi ise bütün bu olumsuzluklardan utanır bir hâle geldik.
“Üzülürüm o sesler git,git uzaklaştıkça
Boş hayal kurdum diye kendimden utanırım…”
Hz. Aişe R. Anha'dan rivayet edilen hadis-i şerifte Rasülullah (S.A.V.) :
'Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.' (Buhârî, edep 28; Müslim, birr 140,141; Ebû Dâvûd, edep 123; Tirmizî, birr 28; ibn Mâce, edep 4; Müsned N/85,160...) 'Vallahi mü`min olamaz! (üç defa) Kim, ey Allah`ın Rasûlü? Şerrinden komşusu emin olmayan kişi' (Tirmizi, ahkam; 18; Müsned I/235, 303, 313) 'Ebû Zer! Çorba pişirdiğinde suyunu bol koy ve komşunu da gözet (Müslim, birr 142,143; Dârimî, at`ime 37.) Diyen bir Peygamberin ümmeti; “Ana babaya yakın akrabaya, yetimlere, muhtaçlara, kendi çevresinden olan komşulara; uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındaki hizmetçi ve işçilere iyilik yapın ve iyi davranınız.” (Nisa: 4/36) diye yol gösteren Allah’ın kulları olarak nereye gidiyoruz?
Şâir ne güzel demiş:
“Bu mekân hepimizin geçici mekânıdır.”
Biliniz ki komşular bugün var yarın yokum”
Evet, bugün varız ama yarın yokuz! Allah’ın huzuruna çıktığımız zamanda bunlardan sorulacağız. Sanki bu dünya da ebedi kalacağız. Ahret bize çok uzaklarda, ölüm gerçekliği tartışılmayan bir hakikat olduğu halde emellerimiz bizi onu düşünmekten alıkoymakta. Kokuşmuş dünyanın çarkları arasında yavaş yavaş hem İslamî kimliğimizi ve hem de Türklere has olan misafirperverliğimizi kaybetmekteyiz.
Dilerim yalnız bir kuytu köşe de ölüp de hiçbir kimsenin değer vermediği ve öldüğünü de ancak kokusundan anlayacak kadar yalnızlaşacak kadar kötü bir duruma gelmeyiz. Ama ne yazık ki büyük şehirlerde bu korktuklarımız başımıza gelmekte. Nice kimseler yalnız bir kuytuda hayata gözlerini yummaktadırlar. Çünkü madde toplumu olarak mânâ ve mevhumundan bihaber yaşamaya yavaş yavaş da olsa alışmaya başladık.
Şiir mânâ olarak güzel olduğu kadar şiir örgüsü olarak da güzel. Kâfiyeler yerli yerinde. Kâfiyelerde eklerden faydalanarak çok güzel bir ses benzeşmesi/aliterasyon yakalanmış. Bu da okurken insana haz vermektedir. 7+7= 14’lük hece vezni ile yazılan şiirin, ilk bent son mısraı bir hece eksik olmuş. Şâirimizin tekrar gözden geçireceğinden eminim…
Tebrikler Adem üstad.
Selâm ve saygılarımla…
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta