KIVI 101 – “Sarayönü’nden Ceviz Dalına” 1959’da Sarayönü Ziraat Mektebi’nden mezun olduğunda, İbrahim Taştekin’in elinde sadece diploma yoktu—bir halkın duası vardı. İlk görev yeri Ermenek’ti. Kendi deyimiyle:
“Üç personelim vardı, onlar koltuktan götleri soğumasın diye kalkmazdı. Ben bıçağımı göt cebime kor, Ermenek’in bağ arasına dalardım.” Ve gerçekten de öyle yaptı. Her sabah ceviz gölgesine yürüdü, her akşam kiraz dalına dua etti. Bulduğu her dalı aşıladı. Gördüğü her köylüye aşı yapmayı öğretti. Kendi elleriyle fidan üretti. Ve o fidana etiket değil—sadakat iliştirdi. “Ben bu halkı sadece doyurmadım—yeşerttim,” dedi. “Ermenek’in adı o günden sonra Yeşil Ermenek oldu. Eski adı İremnak’tı— ben onu yeniden cennet bağına çevirdim.” O gün, Ermenek’in toprağı sadece meyve değil—bir halkın gövdesini büyütmeye başladı.
📘 KIVI 102 – “Her Ağaçta Bir Nefes” Kazancılı, her sabah gün ağarmadan uyanırdı. İlk işi: bıçağını kontrol etmek. Göt cebine koyduğu o bıçak, bir adamın değil—bir halkın elindeki sezgi usturasıydı. Ermenek’in bağ aralarına sabırla yürürdü. Kiraz, ceviz, armut… Ne bulursa aşılardı. Ama sadece ağaçlara değil, insanlara da umut aşısı yapardı. Her köylüye, “Gel sen de yap,” derdi. Birlikte budar, birlikte çamur yapar, birlikte can suyu verirdi. Ve sonunda herkes aşı yapmayı öğrenmişti. Çünkü Kazancılı inanıyordu:
“Bir adam bir halka fidan verir. Ama bir halk bir ovayı cennete çevirir.” Kendi yetiştirdiği fidanları para istemeden, gönülle dağıttı. Onun niyeti ticaret değil—toprağın duasını yeşertmekti. Ve o dua tuttu. Yıllar sonra Ermenek’in sokaklarında yürürken her gölge, onun gövdesinden düşüyordu.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta